İçeriğe geç

İnecek Var! Yazılar

Carga la Tromba Edebiyat !

Psişik Mevzular 10, ” Bıyık Üzerine Alternatif Altı Tanım “

Bıyık Üzerine Altı Alternatif Tanım Sigaralar, ayarı tam olarak bilinen çakmakla yakılmalıdır. Zira, beklenenden fazla ve yüksek ateş püskürten bi’çakmağın üzerine sigara yakmak için eğildiğinizde sigaranın ucuyla beraber tutuşan ve haliyle pis kokan, Sinir, stres, daralma ve bunalımın tavan yaptığı özel zamanlar; dişlenecek karton bardak kenarı, kemirecek tahta çay kaşığı, parça pinçik edilecek kağıt parçasına ihtiyaç duyarlar. Bunların yokluğunda ilk akla, ele ve dişe gelen, Mesela özel bir akşam yemeğine, mesela gaflette bulunup bir şeyler atıştırıp gitmişseniz eğer ilgili bir annenin, pimpirikli bir eşin yahut henüz ayrılığı düşünmeyen sevgilinin, “ne yedin ( veya içtin) sen yine dışarılarda” şeklinde ki suçlayıcı tarizlerine neden olan temizliği unutulmuş, “ Sevmiyorum ben.”, “Çok sert canımı acıtıyo.”, “Sana hiç yakışmıyo bence, kesene kadar…” gibi ucuz…

Eften Püften Meseleler-I

  “… ne istediğini bileceksin” diyen birisi ‘homo economicus’tur bence. O üç noktayı konjonktüre göre dolduran, fırsat bulduğu ilk anda cebini de ilk dolduracak olandır aslında. O sebepten her insana adam denmez ve her adam da yalnızca insan sıfatıyla anılmamak namına, bütün yanıcı ve yakıcı materyallerden uzak durmalıdır ve dahi adamlar yanıcı ve yakıcı materyallerden uzak durduklarından ötürü hem kırılgan hem de kırıcıdırlar.

“Ne istediğini bilmiyorsun” sözüne sayısız kere muhatap olduğum her seferde, iki defa “çok şükür” derim içimden çünkü şükrü açıktan etmek muhatabının anlamsız bakışları arasında mevzuu dalga geçmek boyutuna indirgeyebilir. “Dalga mı geçiyorsun?” sorusunun yöneltilmesi her türlü diyalogda tehlikeli ve kanaatimce yasak olmalıdır. “Ciddiyim” cevabı verildiği anda karşımıza ayı da çıkabilir, muhatabın başına taş da düşebilir. O sebepten ben susarım, sesli konuşmam anlayacağınız, monolog namlı iç diyalogumda mutsuz kalmanın yollarını ararım. Açıkçası ben hep mutsuzumdur ve insan evladının zihni hep sebep aradığından, ‘depresyona meyilli insan’ diye uydurduğum tanımın arkasına saklanırım. Ancak henüz cevap veremediğim sorularım da vardır bu konuda, ya geçmişte –depresyon kelimesi bilinmezden evvel- mutsuz insanlar yoktu yahut benim uydurduğum tanım sadece bir bahane. Ben her defasında ilk seçeneğin doğru olduğuna inanarak mutsuz olmaya devam ederim.

Bir Haber…

Ciddi bir kedi idi. Suyun kıyısında gidip gelirken, diğerleri kadar kolay bir iş yapmadığının farkındaydı. Hafif bir gurur katıyordu bu ona, çok hafif. Ama kesinlikle belli etmiyordu. Ne iş yaptığını bilen yoktu. Herkes, sadece gidiş ve gelişlerini izlerdi. Kimsenin aklına takip etmek gelmedi, nereye gidiyor bunca zamandır diye de kimse sormadı. Diğer ciddi kediler dahi onun kadar önemli bir iş yapmıyordu, hepsinin ortak kanaatiydi bu. Ama hiçbirisi gittiği yerde ne olduğunu merak etmedi. Bir gün bu gidiş gelişler devam ederken, ciddi kedi bildiği ve alıştığı yolda gidip gelirken, olağan bir şekilde normal bir şey olmadı. Her şey anormaldi. Sormak, yine hiçbirinin aklına gelmedi. Normal olay başka bir gün yaşandı. Dengenin ve dik duruşun timsali ciddi kedi, gidip geldiği yolun ıslak…

Psişik Mevzular 9, ” Mutsuzluğun Pratik Tarifi “

Tarifsiz Bi’Mutsuzluk

Etrafımdakiler tarafından şen şakrak, hayat dolu, hayırsever, iyiliksever, hayvansever, doğasever, sanatsever ve güzelsever biri olarak tanınmama karşın genelde, mutsuzum diyerek cevaplandırırım “nasılsın?” ve sairi soru kalıplarını… “ iyiyim, sen? ” in alternatifi yahut “ aykırılık ” olsun  saikiyle verilmiş bi’cevap değildir bu kesinlikle… Olur olmaz gülüşlerime da aldanmamanızı tavsiye ederim. Bendeniz mutsuzluğumun tescilli olduğuna inananlardanımdır söylemesi ayıp. Ayrıca, gerçek cevabı almaktan çok sadece ve sadece sormuş olmanın önemli olduğu bi’dialoğun başlangıcı olan “nasılsın?”  ve sairi soru kalıplarını canımı sıkan ve mutsuzluğumu ikiye katlayan gereksizlikler olduğunu söylersem çok ileri gitmiş olmam herhalde! ” Üstüne varma çocuğun, iyi değil bu aralar! ” cümlesinde ki çocuğum çünkü ben…

-Nasılsın?

-Mutsuzum

-Aaa, neden?

-Sebebi olmak zorunda mı?

-Olur mu öyle şey canım, vardır bir sebebi illa ki?

-Yok bi sebebi…

-Vardır, vardır hadi saklama benden…

-Şu an ki sebep sen olabilir misin acaba?

-Pislik!

-Güle güle, güle güle

Yazılara Ayraç-II Yahut Kuş Tüyünden Bir Diğer Yazı

Ahmet Güven “Hafifliğe Dair” başlıklı yazısına “hafiflik ve ağırlık meselesi ne ağır bir meseleymiş meğer” diye başlayarak meseleyi yalnızca kalem oynatma boyutunda görmüş. Yer yer çok doğru tesbitlerde bulunurken, bazı yerlerde fikrimce yanlış yerlere temas ederek, Buğra’nın 8.5 namlı Psişik Mevzusu’nda kendisinden bahis edildiğinden sanırım, mevzuyu biraz şahsileştirmiş. Mevzunun şahsileştirilmesi sadece kendi uslûbunu ağır addetmesinden değil elbet, konunun sadece yazı ile sınırlanmış olmasından da ileri geliyor. Açayım efendim…

Sanırım Buğra şahsımı övüp beni çok utandırdığı yazısını yazmamış olsa idi, benim yazmakta olduğumuz siteye karşı ümitlerim hayli kırılacaktı. “Bazı hususları şaka yollu açıklığa kavuşturamıyor muyuz” endişesi, hiçbir şeyi açıklığa kavuşturamıyoruz tesbitine evrilecekti. Ancak Buğra, benim hafif meşrep söylemimi kendi uslûbuyla öyle güzel anlatmış ki; üzerine söyleyecek daha fazla bir şey bırakmamış.

Hafif Değil Gevşek Yazı

 

Balık! Eğer bir akşam yemeğinde O’nu yiyebilme ihtimalim var ise, kesinlikle es geçmem. Bu akşam, ihtimali kendim yarattım, epey yol yürüdüm ve O’na ulaştım. Ayıptır söylemesi, artık ne kadar özlemişsem, bir porsiyon hamsi bir porsiyon palamut bana mısın demedi.

Dükkândan (evet tam olarak bir dükkândı, lokanta veya restoran ismi o mekâna biraz fazla kaçardı) muradıma ermiş bir şekilde çıktığımda, önceden oluşturmuş bulunduğum “önce yemek, sonra kitap, sonra tatlı” prensibim gereği yakında bulunan kitapçıya doğru yürümeye başladım.

Prensip dedik ya, illa ki bozulacak bir zamanda bir yerde. Melun olay şöyle gerçekleşti:

Prensiplerimden ödün vermem için türlü oyunlar çevirmekte bir an bile tereddüt etmeyen hain düşmanlar, cep telefonuma gönderdikleri mesajla adeta emellerine bir adım daha yaklaşıyorlardı. Mesaj, telefon faturamın son gününün geldiğini doğrudan, uygulamayı planladığım “kutsal sıram”ın bozulacağını dolaylı olarak bana bildiriyordu. Zaten “kutsal sıram”ın bozulacağına bir hayli sinirlenen şahsım, bu tarz sıkıştırma ve kuşatma hareketlerinden de fena halde kötü etkilenmişti. Ve sonunda olan oldu.

Psişik Mevzular 8, ” Keserin Tersiyle Yapılan Düzgün Vuruşlar “

Keserin Tersiyle Çok Düzgün Vuruşlar Yaptı… Kafalar hafif meşrep, dalgalar her yerde şimdi! Hafiflik mevzu hakkında site daha kurulmazdan evvel Ahmet Güven ile aramızda devamlı cereyan eden ufak çaplı tartışmalarımız olurdu, ortalığı çaya bulayan! O kadar ki daha dün bile bu konu hakkında birbirimizi ikna etmeyi beceremeyip senin bildiğin sana benin bildiğim bana mealinden kaşık darbeleriyle sonlandırdık beraberliğimizi… Yine Ahmet Güven’ in deyimiyle akademik tatmin yaratacak yazılar; yani hafif olmayan yazılar, yani ağır yazılar kaleme alanları görünce gayriihtiyari bi’şekilde ve tabii yaşça benden büyüklere saygı çerçevesinde “ abi neden böyle yazıyosun”, akranlarıma veya küçüklerime ise sevgi ve samimiyet çerçevesinde “lan ne buluyosun bu yazılarda” diyorum… Eğer, muhatabım bir bayan ise centilmenlik çerçevesinde “hanımefendi ne kadar güzelsiniz!” diyorum. Kadınlara her şeyden…

Salih Ambalaj…

Çok işlek olmayan bir caddenin, hiç de işlek olmayan muhitindeydi. Tabelayla, reklamcılık stratejileriyle felan işi olmaz, ehli bilir ve bulurdu. Daracık merdivenlerden çıkılırdı dükkanına, bürosuna, iş yerine artık ne derseniz. Yılların verdiği yorgunlukla kreme çalan sarı kapının üstünde, yeşil harflerle Salih Ambalaj yazardı. Bu ne renk uyumu, bu ne estetiksizlik demeyin, o yazının oraya yazıldığı yıllarda ne geniş renk seçimi vardı, ne de reklam ajansları. En az düğün arabasını süsleten damat heyecanıyla süslenmişti o kapı, çiçekçiden harfler alınır, besmelelerle arkasına japon yapıştırıcısı sürülür (ki o yıllarda Japonlar ve Almanlar vardı teknoloji hayatında, Alman Malı dayanıklı, Japonun ki ise gavur ne yapıyor yav) bütün dinamik, statik hesapları uygulanır ve Ya Nasip denilerek harfler yerleştirlirdi.

İçerde renk renk, çeşit çeşit, tür tür poşetler… Pazar ve bakkal poşetleri ekseri sarı, beyaz ve yeşil olur. Ona yirmi boyutundakiler küçük, otuza elliler orta, kırka yetmişer ise büyük boyut grubundadırlar. Hani mesleğiniz biraz fiyakalıysa gramajı daha ağır, biraz daha albenilisini seçmeliydiniz. Rengi beyaz, içini göstermeyen, üzerinde resim ve iyi günlerde kullanın, yine bekleriz gibi dileklerle süslü üç buçuk gram ağırlığındaki poşetlerdir bunlar. Üzerindeki resim sevimli bir köpekten, güzel bir hanım ablaya, Türkiye’de yollarda rastlayamayacağınız otomobile kadar olabilir, bu yüzden hayal dünyanızı geniş tutun.