İçeriğe geç

İnecek Var! Yazılar

Carga la Tromba Edebiyat !

Tılsım – Yağmur; Özlenilene Gözyaşı

  Yağmur Özlenilene Gözyaşı “Üstü başı sonbahar… Sahi bu sene sonbahar ne de çabuk geçmişti. Eylül’ü iple çekerken, su gibi akıp geçmişti Eylül. Ve ardından Ekim, Kasım… Rüzgar artık daha sert esiyordu, kapıyı çalmak üzere olan kışın haberini veriyordu şimdiden. Güneşin bulutların ardına saklandığı, gökyüzünün çoğunlukla gri olduğu zaman dilimi. Güneşi yazdan çok sonbaharda severdi. Belki de bundan ötürüydü bir kafede yarım yamalak duyabildiği ama tek bir cümlesiyle içinde kocaman bir yeri kendine taht edinen o şarkıyı, saatlerce “Sonbaharımda baharsın” cümlesinden yola çıkarak araması… Bazı şarkılar hiç bitmiyordu…” Sıkıntılar ansızın gelir çöreklenirdi yüreğinin ortasına. Nedenini bir türlü bulamazdı. Kavrulurdu yüreği, kelimeleri; suskun kalırdı yine de. Gözleri konuşurdu o zamanlar. Ama duyan olmazdı çoğunlukla. Bazen hangisinin daha kötü olduğuna karar veremezdi;…

Psişik Mevzular 26, ” Ne Nedir? Ne Ne Değildir? “

( … kadar, …ım ) Kısaca, “Aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?” sorusunun doğru cevabı gibiyim. Bütün doğrularımı, bildiğim bütün doğru kelimelerle yanyana getirdiğim halde kusursuz bi’yanlışı meydana getirebilmek gibi eşine ender rastlanan bi’yeteneğin sahibi olmaktan başka övünebileceğim herhangi bi’müspet özellik kırıntısı bile barındıramıyorum bünyemde… Velhasıl; sebebi her ne olursa olsun şehit ailelerine bağlanan aylıkların kesilmesi kadar, yanlışım…. Mahalle çapında Dillek Necla olarak ün yapmasına karşın, bulduğu her fırsatta dedikoduyu hiç sevmediğini ve bilcümle zararlarını dile getiren Necla Abla kadar, tutarsızım… ” İleriye doğru hareket eden bir şeyi (zaman da dahil) sonsuz hıza kavuşturabilirseniz eğer o şeyin ters istikamete doğru hareket eğilimi içine girdiğini fark edersiniz.” der “Puslu Kıtalar Atlası”nın bi’yerinde Ebrehe. Ebrehe’ye istinaden ” Yanlışlarımı sonsuz bi’hızla tekrar edersem minnacık bile olsa…

Yarın’a Dikkat

Şu an 30 Ekim 2012 ‘nin arefesindeyiz ve anlam veremediğim bir kayıtsızlık sürüp gitmekte. İşte 30 Ekim 2012 hakkında bilmedikleriniz ve patlak verecek olaylar: Bu tarih, üst üste tam 5 gün bayramın ardından gerçek deliler ile normal insanlar arasındaki farkın kesin bir biçimde ortaya çıkacağı tarihtir. Zira normal insanlar, 30 Ekim’de bayram yapmayacak, üstüne üstlük bir de bayram yapan gerçek delilerle mücadele edecektir. Hatta Normallerin tutumu bazı noktalarda o kadar sert olacaktır ki Gerçekler kaçacak yer arayacaklardır. Ancak şu haberi de verelim ki birtakım Gerçekler 5 gün üst üste bayramı fırsat bilmişlerdir. Normallerin arasında kendilerini fark ettirmeden örgütlenmişler, başlarına gelmesi muhtemel tehlikelere karşı önlemler almışlardır. Bu önlemlerin bazıları ise şu şekilde: – Üst üste binmek suretiyle “kule”ler oluşturmak ve Normalleri…

Psişik Mevzular 25, ” Mükemmel Gevezelik “

[pro-player width=’500′ height=’296′ type=’video’ image=’http://www.aquariumdrunkard.com/wp-content/uploads/2008/03/nick-cave.jpg’]http://www.youtube.com/watch?v=TqhOVY58zIo[/pro-player] Mükemmelmişiz Ya La Biz! İnsan, kendi samimiyetinin altını çizmeye kalkıştı mı, ister istemez üstünü de çiziyor. Samimiyet, mahremiyetle mukayyet olsa gerek… ( Murat MENTEŞ, Korkma Ben Varım, sayfa 42, ikinci paragraf ) Hiç olmadığımız gibi görünmek için insanüstü yırtınmalarımız, içimizden geleni içimizden geldiği gibi ifade etmek yerine menfaat süzgecinde yumurta misali tıraşladığımız dışavurumlarımız, hiç görmediğimiz yerleri ve hiç tanımadığımız kişileri ballandıra ballandıra destansılaştırmalarımız, yapmadığımız ve yapmayı aklımızdan dahi geçirmediğimiz iyiliklerden pay çıkarma çabalarımız, hiç vermediğimiz mukaddes mücadelelerin başrolünü kapma şarlatanlıklarımız ve nihayetinde sevmek, sevilmek ve aşk hususundaki anlık değişime uğrayan fikirlerimiz ve duygularımız insanlığın pür-i pak sicilini bıkmadan ve usanmadan devamlı iğfal ede ede kirletedursun. Dursun… Bir adam çıktı (Ali LİDAR)ve “hiçbir zaman mükemmel olmadık”…

Psişik Mevzular 24, ” 980 Ankara’sının Janti Adamları “

[pro-player width=’530′ height=’375′ type=’video’ image=’http://farm1.static.flickr.com/130/374914334_db3fd20a39.jpg’]http://www.youtube.com/watch?v=ECB7xUutwa4[/pro-player] Rakıyı hep çay bardağından yudumladılar. Pala Ragıp ( nam-ı diger Koca Herif ), Kamalak Ali, Pıtırcı Memmed, Ayı Hakkı, Eczacı Mustafa, Albay ( rivayet o ki adını bilen yoktur ), Camgöz Sıtkı, Heyhey Özcan, Kandan Vedat, Habeş Mustafa, Köfte Erdem, Dolma Memmed, Artiz Kemal, Doktor İbrahim ve Komünist Hoca… Bir dönemin şahsiyetini tamamlamak adına hayatlarını kardeşçe paylaştılar ve rakıyı hep çay bardağından yudumladılar. Ankara’da doğdular. İlk kahveye çıkış, saçları geriye doğru ilk tarayış, yeni yeni terlemeye başlayan bıyıkları ile ilk kavga hep Ankara’da, hep hep birlikte oldu. Dağılarak Ankara’nın her bir köşesine Neşetle gönül dağlarını eritip, Bedia Akartürk ile kesik çayırı biçtiler. Ankara’da öldüler. Siyaseti sevmediler ve sandığa gitmediler. Öyle ki; 80 ihtilalini bile sadece…

KINA, KINAT, SIRA SANA GELECEK

  Tekrardan gözden geçirdi kendini aynada. İnsanın kendinde kusur bulması ve kendini kusursuz hissetmesi arasında ince bir çizgi var diye düşündü. Sistematik bir düşünme yolunu tutacak bilgi ve becerisi de yoktu. Hayatına bir televizyon programının bahşettiği 5N1K sisteminin bütün inceliklerini ve zarafetini kullanmak niyetinde de değildi. Kendini ikna edecek kadar sürse bu düşünsel yolculuk yeterde artardı bile. Ne yani bulunduğu sevimsiz sokakta, biçimsiz binaların rengi kırmızıya, pembeye, turuncuya boyansa, asfalt siyah değil de beyaz olsaydı (sahiden beyaz kiri çok gösterdiğinden mi siyahtı asfalt) daha bir sevmez miydi mahallesini. Sonuçta göreceliydi güzellik. Hem o kadar kusur kadı kızında da olur sözü çınladı kulaklarında, bilmem kaçıncı kuşak olan atasının sözü. Bu kısa ve çok tutarsız beyin fırtınasında gemisini güvenli bir limana yanaştıramadı,…

Dâhice Bir Şey Geldi Aklıma, Unuttum!

Dâhice olduğunu düşündüğüm bir şey gelmişti aklıma, unuttum. Yüzlerce ayaktan oluşan muazzam manzarayı izlerken, neredeyse en küçük kâğıt para miktarınca itelenen imamın abdest suyundan bozma çaya, tat versin diye attığım şekeri karıştırırken bombok hayatım geldi aklıma, unuttum.

Mistırlar, Madamlar, Matmazeller, Leydiler ve tabii ki Sörler… Sizleri unutmadım.

Psişik Mevzular 23, ” Kıl Testereden Ekmek Sepeti Yapmaya Kıl Olmasaydım! “

Yusuf Miroğlu abimiz bizim alem dediğimiz bitirim dünyasının bütün raconlarını tedavülden kaldırırken, Türk ticaret hayatı ise Japon pazarları furyasının fırtına gibi estiği dönemleri yaşıyordu. Her şeyin 1 lira olduğu ve Erıcsson GH 688 marka ve modelli cep telefonlarının revaçta olduğu dönemleri yaşıyorduk anlayacağınız. Bendeniz ise o dönemlerde olanca çalışkanlığım, fırçayla taranmış kabarık saçlarım ve hunharca sıkılmış kravatımla ortaokul sıralarını aşındırmakla meşguldum. Çoğu saçma sapan yığınla ders ve çokbilmiş hocaları yüzünden canım epey sıkılıyordu. O zamanlar canımı sıktığı yetmezmiş gibi, bugün ders diye anlatılanların hiçbirinin hayat denilen uygulama alanında pratik karşılığının bulunmadığını fark etmenin derin kederindeyim! Bu yüzden okul, ailelerin günde 6 saat kafa dinlemeleri için çocuklarını postaladıkları herhangi bi’devlet dairesinden başka bi’şey değildir gözümde… O gün, yani ev ekonomisi ve…