Kış henüz gelmediği halde kışa dair cümlelerim var ama nedense hep yarım kaldılar. Belki de yarım bırakıldılar. Beyazın saflığına bürünmese de toprak, düşlerimde kâinat artık başka bir haldeydi. Çünkü siyahtan beyaza doğru seyreyleyen âlemin tebdil-i kıyafetinde siyah kadar beyaz da o denli ahenkliydi.
Siyahla örülü gecenin güzelliğine rağmen, siyahın temsili nedense hep ‘kötü’, ufacık bir lekede kirleniveren beyaz ise nedense hep ‘güzel’ idi. Beyazdan daha güzel duran siyaha inat, birçok adam koro halinde beyazın safını tutuyordu. Bilmedikleri bir gerçek vardı. Sahi, artık körlük siyahtan beyaza doğru akıyordu.
Henüz tükenmedi bütün kelimelerim. Her yarım cümleye, rastgele serpiştirdim her birisinden. Cümlelerimin tamam olmamasının müsebbibi onlar değil. Ne söylediğini bilen ama ne söyleyeceğini bilemeyenlerin -aslında tecahül-i arif edenlerin- halet-i ruhiyesinden ötürü natamamdılar. Yarımlıkları anlamlarının eksikliğinden değil, şekil kavgasına düşmüş adamların duydukları kaygıyı taşıyamamaktan ileri geliyordu, böylece şekillere inat bütün manalarını yarım olmalarına borçluydular.