İçeriğe geç

Kategori: Genel

Dünya bir satranç tahtası değildir!

Olmamalıdır! Hem Tuncay hem de Asaf ilk bir kaç gün ne olup bittiğini pek anlamasalar da ve kimseye dertlerini anlatamasalar da durum yeterince açıktır. İş başa düşmüştür (Unutkanlar için tekrar edecek olursak, dev göktaşının avrupaya çarpmak için Çocuk bayramını bulması iki tane ufarakçanın başına bela olmuştu). Yapılacak bir şey yoktur. Kendi aralarında oturur ve durumu görüşürler. Sıkıntılar insanı çabuk olgunlaştırır. Bir günde saçları beyazlayan Cüneyt Arkın filmlerini biliriz hepimiz. Onlar da artık kolları sıvamanın vaktinin geldiğini anlarlar. Bu olgunluğun arkasında yüzyıllar boyu çocuklarını devlet geleneği ile büyüten, onlara hayatlarının ilk adımlarında padişah hayatları okutan ailesinin ve devletin kurucusunun hayat izlerini adeta yaşatan öğretmenlerinin payı yadsınamaz. İlk günlerde herşey iyi bir şekilde gitmektedir. Her ikisi de panik anının uyumu içinde elinden geleni yapmakta, bakanlar…

Hamursu Külotlu Çorap

Açık alanlar insan kokuyor, Kapalı odalarsa hamursu külotlu çorap. Karanlıkta çıplak ayakla böcekler eziyorsun Parfüm kokan saçların elinde kalıyor Mistik bir önsezinin boktan birer tezahürü Sakla benden güzellik namına sunduğun Tüm gemilerin- okyanustaki batıklarını Korkut titrek ellerimle, rüyamdaki ölü görmelerini Sarkıt kendini uçurumdan aşağı Önce ben düşerim, iyiyse çağırırım seni Düşünme, bulamayacaksın çareleri Gerilme başladığı gibi bitecek; çamurla Bulanırsın, durulursun, dökülürsün Dalarken omzundan dürten eller Vecd anında kapıda ambülans beklesin Tıpkı üstümde dönen kuşlar gibi Ağlaşmayın artık yeter, yeter Sicimler parmaklarımı keserken Burada olmayan notalardan en zarifi Kaldırımdan yürü~ güneş tutuluyor Dünya tutuluyor, sen tutuyorsun beni Artık tahammüle bile sabrım yok Açık alanlar insan kokuyor, Kapalı odalarsa hamursu külotlu çorap.

Hayat bir futbol sahasıdır!

göktaşı

20 Nisan 2022!

Ankara’nın göbeğinde Cumhuriyet ile yaşıt bir ilkokul.

Öyle bir ilkokul ki içinden kimler yetişmemiş?

Cumhuriyet ilkeleri ışığında okumayı öğrenip aynı doğrultuda eğitim hayatını tamamlayan ilk bürokratlar hep bu okuldan mezun olmuş. Cumhuriyetin 99. yılında, Çocuk Bayramında Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık makamlarına oturacak çocukların bu okuldan seçilecek olması, sanırım kimse için tesadüf olmamıştır. Merak edilen tek soru şu olabilir: Hangi çocuklar?

Gözlüklü, göbekli Seyfettin amcanın oğlu gözlüklü ve göbekli Asaf. Okuma yarışmalarında birinciliği kimseye bırakmayan o zeki çocuk. Bu çocuğu görünce zeka ve çalışkanlığın genler vasıtası ile aktarılabileceğine insanın inancı bir kez daha artıyor. Büyük dedesi cumhuriyet, babası da günümüz Türkiye’sine imza atmış başarılı isimlerden. Öyle görünüyor ki Asaf da aynı yolda kararlılıkla ilerleyecek. Zaten adını ve soy adını söyle sana gelecek tahlili yapalım. Asaf Tunçbilek!

Psişik Mevzular 39, ” Skolâstik Bu Şiir “

Tekrara düşmüş uyuşuk rüyalara uyumuş,gürültülü kâbuslardan çıkmış olabilirim.lakin top atsam da yahut füze; uyanmasın uyanmasın Papaz EfendiKi işinden gücünden olmasın pireler ve bilcümle haşerat…Çünki bize lazımdır bu sağırlık, biraz da vurdumduymazlık Katlanmak üzre kurulmuş madem kurgusu dünyanınuçlarımdan tutup önce ikiye, sonra yine ikiyekatladıktan sonra siz, size göre en büyük çekmeceyedon diye koyun beni… Vaftizim taptaze, endüljansım ıslak imzalıAziz Pederler locasında yerim tastamam garantiama yine de kıyak olsun diye onlaraVatikan işi kutsal kasemi de getirmişken yanımdanekesliğin âlemi yok! şarabı da onlara kösün bari…bıyık altı gülüşümle Tanrı…kutsasın beni, sen de kut! püskümüş kruvaze kittelim ve ben, yürüyerek çıktıkSinagogdan bozma bi’hamamdan.zahmetsiz geliyorum, kittel de öylesağ olsun Haham Efendi keseledi sırtımıbildiğin mis gibi korkuyorum, kittel için aynı şeyi söylemek zor yakışamadım hiç dünyanıza yahut…

Ekinoks

Gökyüzünde ağlayan martıları düşle. Ve şimdi çık zihnimden.Gülümse ve artık hiçbir şey önemli olmasın. Geçmişim sırtımda. Ağırlıklar acı veriyor. Acılarım ağırlıklarımın hepsini oluşturuyor.Hatırladıkça katlanıyor ve ben dünyayı sırtlanıyorum. Dengede duruyor çünkü ben dengesizliklerden oluşuyorum. Şimdi bırak sırtındaki yükü. Şimdi bırak artık hatırlamayı. Bırak korkularını. Bırak korkularımı. Unut korkularımı. İzin ver şimdi. Şimdi ben hatırlamamalıyım İzin ver. İzin verme, O yükü bir daha taşımamalıyım. Gülüşünden düşmesem Bari ona izin versen. Müsade etsen Senin yüreğini taşısam. Yüreğimi yüreğine taşısam. Abartmadan, Yüreğine taşınsam. Sığınsam. Bari sen beni atmasan. O iki yıldız küresinden düşmesem, Bari ona izin versen. Sana ihtiyacım olduğunu Kabullensen. Kabul etsen Sana anlatsam. Gözlerinde gördüğümü görmeni isterdim. Daha iyi bir ben yansıyor orada. Huzurlu bir ben parlıyor. Mutsuz olmak için tüm sebeplerim rötar…

Niye dans ediyoruz ki biz

Bir varmış, bir yokmuş.  Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde;  pirelerin pireliğinden, develerin develiğinden rahatsız olmadığı garip bir ülke varmış. Bu ülkenin en büyük özelliği, her dönem büyük mazlumlarının olmasıymış. Herkes o veya bu şekilde mazlum olabilirmiş. İlginç olan şey, mazlumlar da birbirini hiç sevmezmiş. O an hangi mazlum grubu zarar gördüyse diğer mazlumlar da zalimlerle beraber,  oh olsun deyip, zafer dansı yaparlarmış. Zalimin mazluma verdiği zarar diğer mazlumların zaferi olurmuş ve çılgınlar gibi eğlenirlermiş. Ta ki sıra kendilerine gelene kadar…

Ülkede yıllar böyle akıp gitmiş ama günün birinde, birileri çıkıp: ‘’Biz zalimin zalimliğine karşı savaşacağız. Gelin zalime karşı beraber savaşalım’’ demiş. Mazlumlara bu durum yılların bıkkınlığı ile samimi ve mantıklı gelmiş. Bir çok mazlum grubundan büyük katılımlar, destekler olmuş. Fikir ayrılığından veya bu birlikteliğe güvenmediği için katılmayan mazlumlar bile; sonuçta mazlum olduklarından bu gruba düşmanlık da beslememiş.

Psişik Mevzular 38, ” Tehlikeli Zamanlar “

[pro-player type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=bRddO-Z5luo[/pro-player] Bana çiçek gönderme Bir kuş ağacı gönder Dallarında gezinsin Kül rengi güvercinler Konsunlar yastığıma Uyutmak için beni Sırtlarında kuş tüyü Gagalarında ninni Ülkü Tamer Uykuyla Arası Açılan Adamın Kendisine Serzenişidir; Şahane ahkam kesiyorsun. Öyle ki kestiğin her ahkam; faiz oranlarını tavana, borsayı tabana iteliyor. Tahrip gücü yüksek parça tesirli ahkamlar… Fakat uyuyabiliyor musun? Uyuyamıyorsun. Hava sıcaklığı ne olursa olsun yorgansız uyuyamıyorsun. Ayağın çoraplıysa da uyuyamıyorsun, oda kapısı açıksa da. Ortam çok sessizse uyuyamıyorsun. Ortam çok gürültülüyse de uyuyamıyorsun… Efendine söyle; ayakların içten içten yanıyorsa da uyuyamıyorsun, dıştan dışa donuyorsa da. Hasılı; yazacaksan uyuyamıyorsun, okuyacaksan uyuyamıyorsun, seçim geceleri uyuyamıyorsun, düşünüyorsan uyuyamıyorsun, kaçta uyanacağın belliyse asla uyuyamıyorsun, uyuyanlar aklına gelirse uyuyamıyorsun. Bazen saydığın bütün bu koşullar sağlanmış olsa bile yine de uyuyamıyorsun.…

Suyun İçine “Düşüş”

su_alti_heykelleri

“…Brezilya ırmaklarındaki o küçücük balıklardan söz edildiğini herhalde işitmişsinizdir, hani binlercesi ihtiyatsız yüzücüye saldıran, birkaç saniyede onu küçücük lokmalarla yiyip bitiriveren ve ortada tertemiz bir iskeletten başka bir şey bırakmayan balıklardan? İşte böyledir onların örgütlenmesi. ‘Temiz bir yaşama razı mısınız? Herkes gibi?’ Evet diyorsunuz doğal olarak. Nasıl hayır diyebilir insan? ‘Tamam. Sizi temizlerler. Bir iş, bir aile, örgütlenmiş boş zaman, işte budur.’ Ve küçük dişler tene saldırır, kemiklere kadar yer. Ama yanlış söyledim. Onların örgütü dememeli. Bizim örgütümüz bu, eninde sonunda: Kim kimi temizleyecek!”                                                    

         Albert Camus, Düşüş

Su altı hayatına bu derece ayak uydurabileceğimizi hiç kimse tahmin edemezdi. 80-90 yıl boyunca hiç su yüzüne çıkmadan yaşayan insanlarımız var. Bu insanlarımız, ortalama 30 yaşından sonra kendi bünyelerinde ikişer solungaç geliştiriyorlar. Solungaçları geliştikten sonra da buruna hiç ama hiç ihtiyaçları kalmıyor, zaten doğal bir sonuç olarak burunları köreliyor. Ama bundan hiç korkmayın, su altı hayatında körelmiş bir burunun daha estetik durduğuna sizi ikna edeceklerdir. Su altında, körelmiş bir burun elbette ki daha iyidir.

Su altında yaşamak için en gerekli organ olan solungaçları kendi vücudumdan nasıl geliştiririm?