“… ne istediğini bileceksin” diyen birisi ‘homo economicus’tur bence. O üç noktayı konjonktüre göre dolduran, fırsat bulduğu ilk anda cebini de ilk dolduracak olandır aslında. O sebepten her insana adam denmez ve her adam da yalnızca insan sıfatıyla anılmamak namına, bütün yanıcı ve yakıcı materyallerden uzak durmalıdır ve dahi adamlar yanıcı ve yakıcı materyallerden uzak durduklarından ötürü hem kırılgan hem de kırıcıdırlar.
“Ne istediğini bilmiyorsun” sözüne sayısız kere muhatap olduğum her seferde, iki defa “çok şükür” derim içimden çünkü şükrü açıktan etmek muhatabının anlamsız bakışları arasında mevzuu dalga geçmek boyutuna indirgeyebilir. “Dalga mı geçiyorsun?” sorusunun yöneltilmesi her türlü diyalogda tehlikeli ve kanaatimce yasak olmalıdır. “Ciddiyim” cevabı verildiği anda karşımıza ayı da çıkabilir, muhatabın başına taş da düşebilir. O sebepten ben susarım, sesli konuşmam anlayacağınız, monolog namlı iç diyalogumda mutsuz kalmanın yollarını ararım. Açıkçası ben hep mutsuzumdur ve insan evladının zihni hep sebep aradığından, ‘depresyona meyilli insan’ diye uydurduğum tanımın arkasına saklanırım. Ancak henüz cevap veremediğim sorularım da vardır bu konuda, ya geçmişte –depresyon kelimesi bilinmezden evvel- mutsuz insanlar yoktu yahut benim uydurduğum tanım sadece bir bahane. Ben her defasında ilk seçeneğin doğru olduğuna inanarak mutsuz olmaya devam ederim.



