İçeriğe geç

İnecek Var! Yazılar

Carga la Tromba Edebiyat !

Kekeme

Güneşin batarken, yapraklarını pırıl pırıl yaptığı o söğüt ağacının gölgesinde, Yaz sıcağında suyu azaldığından dolayı, tam göğsüne saplanan karpuz kabuğunu söküp atamamış ırmağın kenarında,  Sürekli çıkılan yokuştan bırakılan ve her defasında fireni tutmadığı için bir mezar taşına çarparak durdurulabilen bisikletin üzerinde, Bir yerlere yetişme telaşı bahane edilerek aslında gölgesine düşecek gölgeden kaçılan, hızlı adımlarla yürünen kaldırımın başında, İçi almadığı halde kaşığın yemeğe daldırılıp ağza götürüldüğü, çiğnendiği, çiğnendiği ve çiğnendikçe lokmanın ağızda büyüdüğü, büyüdüğü ve büyüdükçe yutulmaz hale geldiği sofrada, Sadakta kalmış son okunu kime atacağını kestiremediği toz duman bir savaşın ortasında, Her sabah uyandığında, baka baka karanlıkta görünür kıldığın tavanı taşıdığın gözlerinin altındaki şişliklerde, Yaylada dilin damağın kuruduğunda, hızlı hızlı yürürken, suyunu kana kana içmeyi düşündüğün pınarın dibinde, Yağarken sevinilen,…

ENKAZ

Yaşamak bu ise fazlasıyla ölüyorlar
Her zerresi ağıt, dolup taşıyorlar
Bir gecede beyazladı bak şehir
Bu gece de karardı dünya
Belki alaturka ama samimi bir keşifle
Soran olsaydı birileri, neyiniz var diye
Gözlerdeki nemin azılı müsebbibi
Bilahare ilacıdır zaman, dönmez geriye

Toprak kokan türkülerden yak bir daha
Mesela kanatları yanan pervanelerden bahset
Mümkün dünyaların en beteri
Olasılıklar enkazının tam ortasındayım şimdi
Hem bu denizlerin süsü martılar nerede?
Çamura bulanmış, çırpınıyorlar kaybettiğimiz yerde
Bir daha ne gören oldu
Ne de dönebildiler mevsimlerine

Psişik Mevzular 48, ” Motel Kontrpiye’de Olanlar İki “

…. … Rafet cebinden çıkardığı kumandanın kırmızı mı kırmızı ve bi’o kadar da gösterişli tek tuşuna basar basmaz tesisin ana giriş kapısından kilitlendiğine dair mahsus ses geldi. Vişneçürüğü rengindeki kalın kadife perdeler de sanki bu sesi beklermişçesine zembereğinden boşanıverdi.* Zipzifiri bi’karanlığa kesti ortalık. İrkilmeye ensesinden başladı. Bu irkilme kulak arkalarını takip ederek ellerine oradan da parmak uçlarına kadar indi. Nihayet sunturlusundan uzun bi’hasss..t…r..rrrrr.r.r..r! çekebildi. Muazzep beyin “efendim hoş geldiniz.” cümlesi yırttı rrrrr rrrrr uğultusunu. -Yazılı imtihanı azami sayılabilecek bi’başarıyla geçtiğinizi beyan etmek için taa buraya kadar indim ki normalde hiç âdetim değildir. (ki bina zaten iki katlıdır.)  Motelimizde konaklayabilmeniz için iktiza eden en asıl ve önemli aşamayı yani mülakat kısmını da tamamlamak içininanın sabırsızlanıyorum. -Bak babalık, şu an bu şakayla…

UZUN BIYIK’IN HAYATA DÖNÜŞÜ

Sıcak bir Afrika gününde aslanlar ceylanları kovalıyor, ceylanlar aslanlardan kaçıyor, hayat akışı her zamanki sıradanlığıyla devam ediyordu. Gökyüzünde süzülen kartal için de hikâyede bir değişiklik yoktu. Binlerce yıldır bu ormanda aslanlar ceylanları kovalıyor, ceylanlar da aslanlardan kaçıyordu. Bu sıradan hayat akışı kartala atalarından kalan bir mirastı. Sanki binlerce yıldır aynı kartal ölüyor, diriliyor ve her dirildiğinde aslanlar ceylanları kovalıyor, ceylanlar aslanlardan kaçıyordu. Gerçi ölümden sonra doğan, asla ölenle aynı olmazmış derler. Kimi daha sinirli, kimi sakin, sevecen vs ama kartal gibi kartaldı işte. Keskin gözleriyle ormanda sinek uçsa sineğin saç tellerini sayabilirdi. Son zamanlarda genetik mirasa onun da katkısı yok değildi. O da binlerce yıl sonra doğacak çocuklarına safari yapan turistleri miras bırakacaktı. Onun torunları için de sanki binlerce yıldır…

Psişik Mevzular 47, ” Motel Kontrpiye’de Kalanlar Bir “

Kim bi’rüya üzerine inandırıcı şeyler söylemek istemez ki? Her ne kadar asabı bozulmuş olsa da motelin kapısından giriş yaptığında fark edebildi bütün bi’yolculuk boyunca süren çubuk kraker tırtıklama eyleminin ve buna bağlı biçimde gelişen poşet hışırtısının onu bütün dert ve tasalarından geçici süreliğine azade kıldığını. Fark edemediği motel girişinde yer alan tabeladaki ” Kader ve Cuzi İrade Bakanlığının Denetiminde Değildir.”  yazısıydı sadece.  Elindeki ne büyük ne de küçük sayılabilecek kuru bavulunu resepsiyonun üstüne bıraktı ve kafa kâğıdını karşısındaki feleğin sillesini eşek Sudan’dan gelene kadar yemiş gibi görünen adama uzattı ve hadiseler aşağıdaki gibi pıtır pıtır sökün etti.  “Ne bu genel olarak yani?” diye ünledi adının Rafet lakabının “Alelıtlak” olduğu sonradan öğrenilecek adam. “ Nasıl yani? Ne ne? Yahut neden? “…

Şarapneller-X ya da SON

-Bir kalp, bir tedirginliği ne kadar taşıyabilir. -Taşıyabildiği yere kadar. -Nereye kadar diye sormadım. Ne kadar diye sordum. Aslında sana hiçbir şey sormadım. Çünkü sen, bütün soruların sebebisin. Her şeyi bu kadar düşünüyorsam eğer senin yüzünden. Sana, kimsenin kimseye göstermediği bir dehşetle kızmak istiyorum. Belki yumruk bile atarım. Hoş, sen onu da seversin. Morarmış bir gözle gezebilmenin verdiği özgüveni dahi şahsiyetine tuğla diye koyarsın. Belki de doğru olanı sen yapıyorsun. Sen benim şahsiyetimi aldın. Sana, böyle alt dudağım titreye tireye konuşuyorsam eğer korkumdan değil. Dilime getiremediğim kelimeler yüzünden. Sen benim kelimelerimi aldın. Hatırlarsan hep hikâye yazardım. Sanki bugünün habercisiymiş gibi kötü ve karanlık hikâyeler. İnsanoğlu işte; yine de satır aralarına umudu nakşeden cümleleri yazmadan edemezdim. Sen benim kalemimi aldın. Sana…

Kaptan, Hayata İnecek Var!

İnsanlık tarihinin son dönemini ve kültür değişmelerini, hızlıca gözden geçireceğimiz bu serüvenin, daha bilimsel ve daha derli toplu halini ünlü antropologların ve değerli sosyologların kalemlerinde bulabilirsiniz. İnsanlık tarihi kullanılan ulaşım araçlarının hızıyla paralel bir değişime uğruyor. Atın ehlîleştirilmesinden önce emekleyen insanlık, ışınlanmanın konuşulduğu bugün nazil bir hal aldı varın siz düşünün! Kültürü de hayattaki değişim ve gelişimden izole olarak düşünmek mümkün değil. Hayatımızda hiç olmayan ateşin gecelerimize mum ışığı ile ortak olması en romantik duygulara gebe kaldı. İnkâr edilebilir mi? Bayram ertesi, bayramdan örnek verip yolumuzu bulacak olursak, kısa mesaj bile yazmadan sadece “iletilen” kartpostallara kavuştuk şu mübarek günlerde. Sanal sohbetler vardı, sanal sohbetler sanal sekse evrildi. Sanal seks ile artık bulutlara yükseldik derken, bir avuç çomar whatsapp grubu ile…

ANKARALI UZUN BIYIK AFRİKA’DA

Sıcak bir Afrika gününde yine aslanlar ceylanları kovalıyor, aralarında en zayıf olanı sürüden ustaca ayırmayı başardıktan sonrada yakalayıp afiyetle mideye indiriyordu. Kalan parçalar sırtlanların, tilkilerin ve akbabaların da kursaklarından geçtikten sonra, gözbebekleri ufak tefek kuşların gününü bayram ettikten sonra bir lokması dahi israf olmadan doğadan temizleniyordu.

Sıcak bir Afrika gününde ceylanlar aslanların saldırısına uğruyor, ceylanların en zayıfları sürüden ustaca koparılıyor ve aslanların keskin dişleri altında can veriyordu. Can verdikten sonra yaşananlar ise yukarıda anlatılandan farklı değildi. Afrika’da ceylanlar ölülerini gömmezler. Diriyken kaybettiklerinin öldükten sonra parçasını dahi bulamazlar. Ancak etleri aslanların, tilkilerin ve hatta ufak tefek kuşların vücutlarında proteine dönüştürülüp enerji olarak harcandıktan sonra oluşan dışkı ile toprakla buluşur.

Ve bütün bu yaşananlardan sonra Afrika çöllerinde huzur yükselir.

Bütün bunları israf üzerine kurulu insanların dünyasında anlamak zordur. Uzun Bıyık için de bir aslan olmasına rağmen anlamak zor oldu. Ne de olsa bundan bir gün önce Ankara’nın ortasında bir hayvanat bahçesinde insanlar dışında hiçbir canlıya temas etmemişti.