İnecek Var! Yazılar
Carga la Tromba Edebiyat !
İki ayı geçkin süredir tam tamına dört farklı yazı ile Küfür Meselesi üzerine bir şeyler karalarken sinkaflı hiçbir kelime kullanmamak, edebî birikimden ziyade küfre yazıda yer vermeye götümüzün hâlâ yememesinden kaynaklanmaktadır. Ancak bu parça, en baştan belirteyim, artık perdenin yırtıldığı, yazı başlığının hakkının verildiği bir yazı olacağından, küfürden haz etmeyenlere tavsiye edilmemektedir. Bu cümleden sonra, küfrü yargılamayacak olanlar okumaya devam edebilir, yargılayacak olanlar ise şahsıma küfür etmeden ortalığa söverlerse sonunu getirebilirler. Tavsiye edilen, yazının okunmasının burada noktalanmasıdır ki; yanlışlıkla şahsıma küfür edilmesini istemem.

Telefon. Oluşturduğum çok gerekli gereksizlikler listesinin ilk sırasına yerleştirdiğim zımbırtının adı. Anlamsızca hayati bi’organ muamelesi yaptığımız fakat bi’yönüyle de hayatımızın orta yerine sıçan; yaşadığımız sinir harplerine çoğu zaman yardım ve yataklık eden şu meymenetsiz kutucuk.
Şifoniyer Şimdi evde olsam uykulu uykulu şifoniyerin gözlerinin içine bakar onu ne kadar özlediğimi söylerdim. Kitaplık Cılgınca bir fikir gibi gelebilir; Bir kitaplığın raflarının giysi dolabı olarak da kullanılabilmesi Kıvrık ve kırışık kollarının sıvanmış biçimde ütü tutturulması Üzerine bir ansiklopedi devrilerek bir gömleğe.. Mümkün bu sayede. Sadece en üst katı Ortalama 187 kitap kapasiteli bir kitaplık rafının Alabilir Araya atılacak ansiklopedilerle beraber 2 hırka 6 gömlek 5 kot pantolon 11 t-shirt . denge malzemesi çorap ve boxerlar… Anlamsız olacaktır Sormak bunu yapmanın nedeninin ne olabileceği gibi sorular..
Her türkü bir hikayedir, her hikaye bir türküdür… [pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=XlIsEj4z-cA&feature=related[/pro-player]
Hasretle kıvranan umutlar artık kanatlanıp uçmak istiyorlar sözcüklere… Ama daha kanatlanamadan, koparılıyor kanatları, umutsuzluk zincir vuruyor sözcüklere ve kabulleniş esir alıyor umutları… Sessiz bir isyanın fırtınası esiyor… Martı seslerine gizleniyor haykırışlar ve yalvarışlar… Yaprak hışırtıları kara haberi fısıldıyor… Kayıtsızca atılan adımlarla yitiriliyor güneşe dair ne varsa… Ufukta beliren çaresizlik… Ufuktan hiç kaybolmayan çaresizlik! Kapana kıstırılan umutlar… Sözcükler… Gözyaşları… Boyun eğdirilmeye çalışılan düşünceler… Yozlaştırılan duygular… Mekanikleşen hayat! Hey, İnsanlık! Neredesin?.. Sonunu bilmediğim bir masal anlatsam sana…

Aşağıdaki yazı, iftar sonrası yakılan ilk sigaranın verdiği uyuşukluk veya art niyetli hayal dünyamın yardımıyla kaleme alınmış olabilir, emin değilim. Lakin Ramazan’ın bi’parça mizah barındırması gerektiğine inananlardanım. Evet evet, Ramazan bi’parça mizahtır.
Misal 1: Bi’gaste haberi…
Ramazan ayının gelmesiyle beraber çarşı ve pazarlarda yaşanması beklenen yoğunluğun mecra değiştirerek özel-devlet ayrımı yapılmadan hastanelerde yaşanması, devletin üst düzey yetkililerinin çok geçmeden dikkatini çekti. Alışılmış çizginin dışına çıkan bu olayın sebebini araştırmak üzere Sağlık Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı el ele verdi ve “neleroluyororadabibakalımbakalım” isimli özel yetkili heyeti kurdular. Tebdili kıyafet, doktor kapılarında biriken kalabalığın arasına karıştılar. Handiyse bütün hastanelerde manzara aynıydı ve bi’o kadar da şaşırtıcıydı. Bi’ay boyunca günde üç defa tok karnına ilaç alması gerektiği konusunda doktoru ikna edemeyen doktorzedelerin odadan çıkarken “valla çok hastayım doktur bey n’olur doktur bey bi’ilaç” gibilerinden iç burkan serzenişleri heyeti eşekten düşmüş karpuza çevirdi. (Oruçtan yırtmak için başvurulan bu yöntem sorgulanmaz ve yargılanmazdı. Gerçekten en dahiyanesi buydu) İstediğini alanlar mutlu mesut; alamayanlar kırgın ve kızgındı. İlacı koparanlar aheste aheste evlerinin yolunu tutarken koparamayanlar ise hiç de öyle kaderlerine boyun eğeceğe benzemiyorlardı. Kişisel teşebbüslerini toplulaştırıp kitleselleştirdiler ve hastanelerin önünde sahura kadar oturma eylemi yapacaklarını bildirdiler. Ahali eylem boyunca en güzel yorumu Hakan TAŞIYAN’ a ait “ dermanı yaramda arama doktor” isimli şarkının -boşuna benimle uğraşma doktor- kısmını kendilerine göre “nolurdu bi’aspirin vereydin nolurdu” şeklinde değiştirerek hep bi’ağızdan söylediler. Doktorlar ise eylemcilere tek tek cevap vermek yerine herkesin görebileceği büyüklükteki bir pankarta “ Olsa dükkân sizin ama Hipokrata verilmiş sözümüz var! ” yazarak gerekçelerini üzülerek yazılı dile getirdiler. Bütün bunlar yaşanırken heyet hala olayın şokunu yaşıyordu bi’kenarda.
Kelimelerle kalemimin arasının nasıl açıldığını bilemediğim gibi şu an kağıda dökülen kelimelerin sebebini de bilemiyorum. Sadece yeniden yazmayı denemek, suskun kelimelere yeniden ses verebilmek adına tereddüt içerisinde bir gayret… Ruhun derinliklerinde kanat çırpan kelimeler; kozasından yeni çıkan kelebek misali biraz ürkek, biraz şaşkın, tedirgin…
Bir zamanlar anlatmaya, konuşmaya alışkın kelimelerin suskunluğunda; aslında sessizlikten ve konuşmaktan çok daha fazlası var… Amma velakin, suskunlukta demlenen kelimeler kaleme kanat çırptığında; kelimelerin anlatacakları da konuşmaktan da öte olsa gerek… Tabi eğer suskun kalmaya alışmamışsanız…