İçeriğe geç

Kategori: Genel

Psişik Mevzular 31, ” Gider Bu Şiir “

Gider Bu Şiir Sen yok musun Sen! Işığa çıkarılmış gölge gibisin sen. Varsın ama görünmüyor, görünmediğin için yok gibisin sen… Şimşek hızıyla günde bilmem kaç kere aklıma geliyor, fakat çok da durmuyor “Yine gelirim nasılsa” deyip gidiyorsun sen… — Affedersin, buradan sana nasıl gidebilirim? Gitmek, başka yerlerin kesin gelişidir. Ben gelmeyi değil, eylem tadında gitmeyi severim. Ki ben zaten hep giderim… Renksiz bi’gidiş… İç içe geçmiş göklere ince dikiş Çocukluktan kalma alışkanlık bu; biraz eprimiş… Ve ben bu yollardan yürüyerek giderim Senin dönüş yollarından muhakkak geçerim… Serin ve nemli bi’rüzgârda gezinirken derim… Halbuki şimdi sen; bilemediğim zamanların şekillendirdiği biçimsiz mekânlardasın. Başkalarının hayatında mutsuzluğunla müsemma hayaller kurmaktasın. Ve ben salt bunu bilir, salt bunu giderim. — Çok mu-tlu- oldum? Çokça insan,…

Tuvalet Manifestosu

manifesto     Aslında ben bu zıkkımı hiç yazmayacaktım. Kelimelerden yükselen bok kokusuna tahammülüm kalmadı çünkü. Ortalıkta çekilecek bir sifon da yok. Dahası helâdan dışarı adım attıracak ne amcam, ne dayım, ne de bibim var. Aynı yerde tıkılıp kalmaktan ve bir türlü bok kokusuna alışamayan burnumun marifetiyle, öğürmekten başka yaptığım hiçbir şey de yok. Madem öyle… Öyle valla… Biraz da bizim kelimelerimizde yükselsin necaset kokusu… Kendi bokumuzda boğulalım. He valla…

BABA DEDİ!

akılküpüBir süredir yüküm sırtımda gezip duruyorum. Kaç kilometre yol yaptığımı ben bile bilmiyorum. 7’den 70’e bir sürü insanla muhabbet ediyorum. Hem üst hem de alt sınırda gezenlerden de çok şey öğreniyorum.

Jazz müzik cdsi koyun arabanıza, bir gün lazım olabilir!

Alt sınırdakiler daha çok duygusal öğrenmeleri gerçekleştiriyor. Bu grupta yedi değil iki yaşında bile muhattaplarımız mevcut. Kendisi yürüme ve hatta koşma dönemine girmiş olsa da konuşma eylemi henüz emekliyor. Bir iki kelimden müteşekkil bir kelime hazinesi mevcut. Birisi tahmin edebileceğiniz üzere “anne”, diğeri de “baba”. Bunun yanında “annanne” gibi birkaç tane daha yarım yamalak kelimesi ve papağan misali tekrarlama yeteneğine ulaşmış durumda.

Baba!

Henüz baba olmamakla birlikte, bu kelimeyle ilk karşı karşıya kalındığında oluşacak atmosferi tahmin etmek çok zor değil. Niyeyse gözümde Türk filmlerindeki kavuşma sahneleri canlanıyor. Hani yavaşlatılmış bir şekilde uzun uzun koşarlar da bir türlü bir araya gelemezler. Sonrasında da vuslat hasıl olur ve eski adamların bile gözlerinde birkaç damla yaş oluşur. Öyle bir mutluluk işte!

Uyanıkların Hikayesi…*

*Bu hikaye bizim yıllarca uyutulduğumuzu ve artık uyanmamız gerektiğini söyleyen uyanıklara ithaf olunmuştur.

uyku

Yatakta dönüp duruyor, bir türlü uyku perisi gelmiyordu. Gece boyunca saydığı koyunlar hiç bitmedi. Bildiği, duyduğu bütün yöntemleri denemesine rağmen, birkaç dakikalığına bile uyuyamamıştı. Yatağını yıllardır paylaştığı hanımı seslendi:
-‘’Sende mi uyuyamıyorsun?‘’
-‘’Evet’’ dedi, umutsuzca. Sesininde çaresizliğin ve usanmışlığın bütün tonları vardı. ”Sanırım akşam yemeği çok kaçırdık.”

Bu konuşmanın bir benzeri hane hane tüm kasabada yapılmaktaydı,eş zamanlı olarak. Kimi yemeği fazla yemesine, kimi borçlarına, kimi de karın ağrısına bağladı uykusuzluğunu. Ertesi sabah kasabadaki insanlar, bütün bir geceyi sadece kendilerinin uykusuz geçirmediklerini öğrendi. Lanetti bu durum ya da uğursuz bir hastalığa tutulmuştu bütün bir kasaba.

Dirilmeyi bekleyen kimlik(ler)

”Senden yana olanların da, sana karşı olanların da bir değeri yok;
seni anlamadıkça…”
Özdemir ASAF

Mekanikleş(tiril)en hayatın çarklarında can çekişen bir ruhun haykırışıdır bu!

Ben kimim? Beklenilenin aksinde bir kimliği taşıyorsam var olan görüntümün içinde, kabahatlisi ben olamam ya? Bir dakika, bu beklenilenler aslında önyargıların inşa ettiği beklentiler silsilesi olmasın sakın! Beklentileri suya düşürdüm. Peki şimdi ben; beklenilenin aksinde bir kimliği barındırdığım için, toplumun görünümümden ötürü biçtiği gölge kimliğe esir edilen esas kimliğim bir anlığına da olsa özgür kalabildiği için, sevinmeli miyim?.. “İstisnalar kaideyi bozmaz” cümlesindeki istisnanın ta kendisi de olmuş olabilirim halbuki. Zihinlere giydirilmiş prangaların izin verdiği kadar özgür kalabildim sadece. Yani her seferinde adam asmaca oynar misali oynanılan kimlik asmacada “bu seferlik” asılmaktan kurtulduk.

Psişik Mevzular 30, ” Haytaların Hayatı “

[pro-player width=’560′ height=’315′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=52CBv1AP8qg[/pro-player] ” Dün ” Dedim. ” Gol ” Dedim.  Kendisinde başlayıp, kâinatın bütün hayat meyvelerini kelime sepetinde biriktiren ve sessizce kendisinde bitiveren Kaptan-ı Rüya TANPINAR, içinden çıkılması güç bi’meseleyi şöyle izah etmişti: “ Dışarıdan bi’takım şeylerin alınması lazımdı. Hizmetçi izinli, kapıcı hastaydı.” Oysa ben dışarıdaydım. Pekâlâ, arzu edilen bi’takım şeyleri de alabilirdim ağzımın payını da… Tembellikten başka yapacak hiçbi’işimin olmadığı o gün varlığı ile yokluğu arasında benim için herhangi bi’anlam farkı bulunmayan bi’arkadaşımın arkadaşı olduğunu tevafuk eseri öğrendiğimde; elim, arkadaşımı aramak için bir türlü akıllanmayan mobil telefonuma, aklım arkadaşımın arkadaşına ses duvarını aşan ışık hızıyla gitti desem yeri.  Dedim ki, arkadaşıma: ” Öpüşüp koklaştığı biri yoksa, yarın buluşup konuşmamızın mümkün olup olmadığını sorar mısın, olmadı çay içeriz?”…

Psişik Mevzular 29, ” Ferdi Tayfur, Panait Istrati’nin Hiç Görmediği Kardeşidir “

Evvela, bu satırları Panait  Istrati’ nin Mihail isimli romanını bitirdikten hemen sonra herhangi bi’Ferdibr şarkısını dinlerken yan yana getirdiğimi bilmeniz gerekiyor. Ne demek istediğimi yarım yamalak bile olsa anlayabilmeniz için ( çünkü ben dahi tam olarak anlayamamışken ) bize yardımcı olabilecek tek yöntem hemzamanlı Ferdi bey dinlemek yahut en kısa zamanda Mihail’i sindirerek okumak olabilir. Belki de anlamanın ötesindeki bi’hissediş anlatabilir hepimize, her şeyi… Denemek lazım… Evet, Ferdi beyin bendeki yeri başkadır. Bilen bilir. Peki neden? Kavruk sesi, katıksız ve katkısız güfteleri, her insanda yakalanamayacak masum bakışları ve “ bizden biri ” tanımına çok yakın hatta en yakın kişiliği ile acılarımı sünger misali emdiği için. Neşenin varlığını hatırlatarak, hayatın olağan akışında ölçüsü kıvamında bütün sevinmelere uygun boşluklar yarattığı için… (Hakkında…