Bu gece hiç yazmayacaktım, aslında uzunca bir süre yazmak fiilinden uzak duracaktım, dayanamadım. Zaten hep bu vakitsiz yaptıklarım çorap örer başıma. Mesela ortalıkta kendisini unutturmayacak kadar sık görünen ama tadını kaçırmayacak kadar da az görünenlerden olamadım hiç. Hiç denge adamı değilim anlayacağınız, ondan “siyaset” dedikleri oyundan da hiç anlamam. Bildiğin ‘kalas’ım böyle mevzularda, şimdi içinden “estağfurullah” deme, öyleyim biraz. Bir de öyle bir şey var değil mi, farklı bir söyleyiş “aynen öyle” demekmiş, neyse sen anladın benim ne demek istediğimi. Şu an tek istediğim şey niçin yazı yazdığımı anlayabilmem. O da mümkünse…
Bugün şöyle maziye doğru uzandım biraz. “Nasıl uzandın lan maziye” der kesin içinizden birisi, aynen şöyle oldu efendim: bir arkadaşın üç beş satır yazmış olduğu harikulade bir şeyi okuyunca, “vay arkadaş” dedim kendi kendime “bu mevzu hakkında ben de tam da böyle bir şeyler zırvalamıştım.” Sözümü balla keseyim, bu ‘kendi kendine konuşmak’ mevzusu da ayrı bir yazı konusu zaten, monolog dedikleri garabetin hakikatte tam manasıyla diyalog olduğuna inananlardanım. Kafamda kaç tane adam var bir bilseniz, deliyim lan, tamam uzatmayın.

