İçeriğe geç

Kategori: Genel

Psişik Mevzular 44, ” Buluşmaların Buluşu: Koltuk Takımı “

İlgisi bulunan hemen hemen herkesin bildiği bi’Kızılderili hikâyesi anlatmış ve eklemiştim: “ Bu dünyada boş beleş işlerle bi’tek Kızılderililer uğraşmamıştır. Bu yüzdendir ki Kızılderililer’in fıkrası yoktur. Paso atasözü paso öğüt, “ dedikten sonra; semtimizin 7/24 hizmet veren güzide balıkçısı Ton Balık’ın önünden geçerken, -Balık yiyelim mi? Diye sordu Şef, -Balık yemek için geç kaldık sanki biraz Şef? -Haklısın. Balıklar da uyumuş olabilir… Bütün samimiyetimle söyleyebilirim ki, dünyaya bi’kere daha gelseydim yine Şef ile tanış olup adeta bi’dilek balonu gibi içten içe yanarak bi’çırpıda sönen hayaller kurmak isterdim. En nihayetinde sıradan bi’trajediyi nüktedan bi’neşeye çevirebilenlerle kim tanış olmak istemez ki? Kendisine sıra dışı bi’fayda dokundurma yöntemi belirlediği muhakkak idi ve bi’kütüphane ancak böyle dâhice tasarlanmış geç kalmalar sayesinde esaslı bi’kütüphane olabilirdi.…

Melek’in Gözlerinde Gördüğümdür

CVpbwMZVEAA2yVW

Esasında bu bir kördüğümdür.

İnsanın insana utanç olduğu devirlere büyüdük. Ve biz büyüdükçe utanç da büyüdü. Kendimize dair “dik duruyor” zannımızdan, anlayamadık dünyanın yamuk olduğunu. Bir yamukta var olan yamukluğumuz, bizi yamuk dünyaya göre “dik” yapsa da, Melek’in gözlerinde kamburumuz görünüyor.

Çünkü Melek’in gözleri her şeyi gördü. Lakin Melek’in gözlerinin kaç uçak, kaç roket, kaç füze, kaç kopmuş kol ve ölmüş insan gördüğünün istatistiği tutulmuyor. Artık insan da dâhil hiçbir şey insan sınırı içinde değil ve Melek’in gözlerinde taşıdıkları, insani olmayan hiçbir şeye somut veri teşkil etmiyor.

İnsan bazen yanlış bir şey yapmasa da ona mukabil edilgenliği ile yanlışı büyütebiliyor. Zalim olmasa da mazlum, yani zulüm gören olmak gibi.

İnsanın bu yüzyılda eksik kalan yanı, acıyı hissetmemesi. Hâl böyle olunca bombalanan bir pazar yerini izlerken sofrada salatanın suyuna ekmek banabiliyoruz. Yine çayını karıştırırken, “hastanede yaralı çocukların ağlamasını duyunca “televizyonun sesi çok fazla, kıs lütfen” diyebiliyoruz. Yahut haddinden fazla “bilinçli” birkaç genç olarak unutmama yeminleri edip, ardından ağzımızı ayıra ayıra gülebileceğimiz bir lakırdının etrafında saatlerce çömelebiliyoruz. Sonunda herkes her şeyi unutuyor ve kimsenin de kalbine bir bok olmuyor.

Düşüncemin Sesi

Biyolojik varlığının ötesine geçemediğinden ya şikayetin,
Talihsizliğine şükret ya bunu başarabilseydin?

Hepsini duymak istediğinden emin misin?
Bir noktaya takılıp kalıyorum, aslında her şey birer nokta.
Dışarıdaki evrenin içi ve içerideki evrenin dışı,
Kendini aynı yerde bulamıyorsun!

Bunlar, hamamdaki soğuk su şakaları gibidir.
Yaptığın kişi hariç, herkese komik gelir.
Tarifine uyan hayvanatı yemlemeye hiç niyetim yok,
-İnsan- dediğim yek düşünceden payeler sunmanın yanında.

Düşüncemin Kokusu

Her şey  düzen içinde bir ölçü ve olması gereken ahlâk…

EHTorchlight07019

Rachid Taha & Kirstie Hawkshaw- Valencia

Ne kadar kendimden uzaklaşmak istesem,
Geri dönecek tâkati ruhumda bir türlü bulamam.
Pek zor gelirim kendime.
Nedeni, ben mi yoksa uykuya dalarken,
Kulağıma fısıldanan kelimeler mi?
Bir yastık kadar yakın ölüm yahut hepten ölüyüz.
Belki de hiç yaşamadık ki?
Kâbih deme! Söylenecek o kadar çok şey varken…

Bir Gidişin Ardından Dökülen Su

Çekince bıçağı saplandığı yerden,
Ilık ılık akan hayatı, kan sandık.
Suyuna rüyalarımızı anlattığımız ırmak da kuruduğunda,
Üstümüzdeki yamalı giysiyi, hayat sandık.

***
Sen,
Ey bu kadar güzel gülüp de böyle kötü ağlatan çocuk;
Düştüğün yerden kalkamadık.
Baba yadigârı bir acı seninle miras kaldığında bize
Anladık, omzumuzdaki bu tabutun yükü ne kadar da tanıdık.
Bacağından süzülürken kanın,
Nice ak saçlılar, delikanlı arkadaşlarını hatırladı.
Mesela ciğerlerimizde o pis hava ile camdan attılar bizi,
Süleyman’ı aynı yerinden kurşunladılar.
Gördüm, Yusuf’un da saçlarında yine kan vardı.
Kapandı zannedilen yaraları yarıp, içine bir de sen girerken,
Şahit tuttuk yedi kat göğü tutan gökyüzünü
Şahit tuttuk yedi kat yeri taşıyan toprağı
Devlet yoktu!

Sol Koluma Saplanan Şarapneller-III

11354832_10154015116448986_2140715671_n

Adam, kurusun diye kalbini çıkardı ve güneş gören bir odaya bıraktı. Bir müddet sonra döndüğünde, yerler, kalbinden süzülen damlalarla kaplanmıştı.

“Âh!” dedi, “Keşke kalbimin altına leğen koysaydım. Dağılmazdı içim böyle her yere.” Her damla bir kelimeydi hâlbuki. Ağzını açar açmaz “keşke”den ve “âh” dan birer damla baloncuk olup uçmuştu mesela. Ama tükenmemişti. Zira adamın içi keşke’lerle ve âh’larla doluydu.

Adam, “içim fazla yayılmasın” diye getirdiği kâğıtları damlaları çekmek için yere serdi. Burada yazılanlar o kâğıtların birinden olsa gerek. Bilmiyorum.

“Bazen açılan bir kapı, aslında tamamen kapanacak olan, hatta bir tarafa kapanırken başka bir tarafa açılacak olan bir kapının eşiği olabiliyor. Bilmiyoruz. Ama hayat da böyle bir eşik olsa gerek. İnsan, aklı bir karış havada olduğu, “ölümüne seviyorum” dediği delikanlılık yaşlarında aslında ölümüne büyüyormuş. Nice delikanlı arkadaşımın bir sebeple o büyük kapının diğer tarafına geçişinden olsa gerek delikanlılık yaşı bahsim. Ölüm kapısını geçmek için biriktirilen bir şeymiş hayat. Âh yüklü, keşke yüklü.

Ne çok âh biriktirmişim. Sahi herkesin âh’ının biriktiği bir yer var mı?

Psişik Mevzular 43, ” Serbest Atışlar Ülkesi “

Cımbız Zekai: Rüyalar gerçek olsa; büsbütün boku yerdik. 24 Aralık 2012’de Resmi Feysbuk hesabımın Notlar bölümüne taslak olarak kaydettiğim;ufak tefek sayılabilecek birtakım değişikliklerle aşağıdaki hali alan rüya gibi bi’şeyin beyanı gibi bi’şeydir. ” Hayatım boyunca hiç görmediğim bi’yerdeyiz. Gerçi bulunduğumuz yer diye bi’yer var mı o bile muallak. Muallaklıklar, allak bullaklıklar ve dahi tepe taklaklıklar… Göz ısırıklığımın dahi bulunmadığı bi’çekirdek ailenin karşısında biz de çekirdek ailemizle üç kişilik koltuğa beş kişi oturmuş vaziyetteyiz. Manzara bu,” Babam: Allahın emri, peygamberin kavli ile oğlumuzu kızınıza istiyoruz! Annem: Kızınızı oğlumuza olacaktı o… Ben: N’oluyo burda! nerdeyiz biz? Şirapis rüya mı lan bu? Müstakbel Kayınpeder: Verdim gitti; daha doğrusu attım gitti! (kızı kucağımıza doğru fırlattı) Babam: Olmaz öyle atmak, versen daha iyi… Müstakbel Kaynana:…

İçli Bir Türkünün İçi

417188_208748989226460_1938204504_n

 

Biz,
Sıvasız evde büyüyen çocukların çocukları
Yani bir apartman dairesine çocukları ile beraber taşınanların.
“O duvarlar anamın duasıyla sıvalı” derdi, yıkılmaz,
Başımıza yıkılsa da yarınımıza yıkılmaz.
Vakit, açlıktan duvarların bile yıkıldığı vakitti hâlbuki
Nefesleri kokan, sabırları tüten adamların vakti.
Öyleydi;
Duvarlarında keder adlı çivilerin çakıldığı
O çivilere mukimlerin, kan çanağı gözlerini astığı evler.

Elimden tuttu ve şöyle dedi babam
Bak oğlum, bu evlerde içli bir türkünün içi var

Biz,
Pazarda su satıyor diye zabıtadan tokat yiyen çocukların çocukları,
Yani dişini sıkmayı, ismini söylemeyi öğrenmeden evvel öğrenenlerin