<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Niyazi Ozel &#8211; İnecek Var!</title>
	<atom:link href="https://www.inecekvar.net/author/niazi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.inecekvar.net</link>
	<description>&#34; Karga Tulumba da Denebilir! &#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Jul 2025 18:05:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>Tarih-i İnecek Var! (Giriş)</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/tarih-i-inecek-var-giris/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Nov 2020 20:36:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.inecekvar.net/?p=7459</guid>

					<description><![CDATA[Tarihi köfteci, tarihi künefeci, dergilerin asırlığı olur da sitelerin bir tarihi olmaz mı? Bu mühim ve elzem vazifeyi üstüme alıyor, milletimizin kültür hayatının selameti adına dimağımı hizmetinize sunuyorum. Nasıl ki Cevdet Paşa’nın Tarih-i Cevdet&#8217;i varsa ben de size “Tarih-i İnecek Var!”ı yazacağım. Elbette zaman, mekân ve kişiler konusunda isim vermeyip hem İnecek Var sakinlerini rencide etmemek hem de yeni bir tarih yazıcılığı akımı başlatmak niyetindeyim. Baştan söyleyeyim; olaylara itirazı olan yazar arkadaşlar, “Tarih-i İnecek Var!”a olan itirazlarını İnecek Var aracılığı ile yapabilirler ve katkılarını sunabilirler. Bu serbestlik ve şeffaflık ile hem ülkemizdeki sanat hayatında vuku bulan sansür tartışmalarına son noktayı koyarız, hem de özgürlüğe olan hizmetimizi yapmış oluruz. Baştan demiştim; bu iş her neresinden bakılırsa bakılsın milletimiz için pek yararlı&#8230;<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/tarih-i-inecek-var-giris/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Tarih-i İnecek Var! (Giriş)</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>HOCA</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/hoca/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jul 2018 20:12:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.inecekvar.net/?p=5186</guid>

					<description><![CDATA[Hepimizce malum olan derneklerin, malum ortamlarında tanıdım O’nu. Akademisyen, bürokrat tebanın çevresinde bilmem kaçıncı kez devlet kuran dernek başkanının, büyük lafları arasında, kibirli bakışların uzağında; çay ocağının bir köşesinde gördüm. O gün, ”kimsin sen?” sorusunu, onlarca kişinin arasında sorabilecek tek kişiymiş gibi geldi bana. Arkadaşlığımız, dostluğumuz, hoca-öğrenci ilişkimiz o soğuk binanın daha da soğuk ortamındaki sıcak bir tebessüm ve demli bir çay ile başladı. Orta halli bir Anadolu kentinin, orta halli bir hocasıydı. Üniversitede okutmandı. Hem o üç dört harf ile kısaltılan ünvanlardan uzak, hem de bir bakıma akedemisyendi. Hiç vatan kurtardığını görmedim, hep öğrencilerini kurtarır; bir de Kerkük’ü, Doğu Türkistan’ı. Bürodan bozma, öğrencilerini topladığı, bolca tavla oynadığı ve her daim çay demlediği 20 metrekarelik odada, Al Bayrak, Gök Bayrak<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/hoca/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">HOCA</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıradan Hikayeler-1</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/siradan/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Aug 2014 23:36:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=4241</guid>

					<description><![CDATA[Not: Hikayenin de notu olur muymuş demeyin? Baştan eteğimdeki tüm taşları dökeyim de, sonrasında şeyhi uçurmak zaten siz değerli okuyucularımızın ellerinden öper. Birazdan anlatacağım hikayenin sadece son kısmına şahidim. Geri kalanı soğuk bir Anadolu gecesi, sıcacık sobanın üstünde demlenen çayın hatırı ve hatırasıdır. Anneannem bilumum dedikoduları tükettikten sonra, nedense aklına gelmiş, uzun uzun anlatmıştır Deli Ramazanı. Anneanneme gelince, samimiyetine ben kefilim, güvenirliliği ise babasının evliya olması konusunda hafif sarsılmışsa da, annem tarafından kefil olunmakta ve tarafımca yeterli bulunmakta. Evliya meselesi ise anneannem ve kardeşleri arasında, benim ortalığı kızıştırmamdan çıkmakta. Babaları ile anneleri ayrılınca kardeşlerin bir kısmı baba da bir kısmı da annede kalmış. Anne tarafından büyütülen kardeşler babanın uçkur peşinde, teneşirin pakladığı biri olduğunu savunurken, baba tarafından büyütülen kardeşler ise<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/siradan/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Sıradan Hikayeler-1</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ekinoks</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/ekinoks/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Mar 2014 08:00:03 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3840</guid>

					<description><![CDATA[Gökyüzünde ağlayan martıları düşle. Ve şimdi çık zihnimden.Gülümse ve artık hiçbir şey önemli olmasın. Geçmişim sırtımda. Ağırlıklar acı veriyor. Acılarım ağırlıklarımın hepsini oluşturuyor.Hatırladıkça katlanıyor ve ben dünyayı sırtlanıyorum. Dengede duruyor çünkü ben dengesizliklerden oluşuyorum. Şimdi bırak sırtındaki yükü. Şimdi bırak artık hatırlamayı. Bırak korkularını. Bırak korkularımı. Unut korkularımı. İzin ver şimdi. Şimdi ben hatırlamamalıyım İzin ver. İzin verme, O yükü bir daha taşımamalıyım. Gülüşünden düşmesem Bari ona izin versen. Müsade etsen Senin yüreğini taşısam. Yüreğimi yüreğine taşısam. Abartmadan, Yüreğine taşınsam. Sığınsam. Bari sen beni atmasan. O iki yıldız küresinden düşmesem, Bari ona izin versen. Sana ihtiyacım olduğunu Kabullensen. Kabul etsen Sana anlatsam. Gözlerinde gördüğümü görmeni isterdim. Daha iyi bir ben yansıyor orada. Huzurlu bir ben parlıyor. Mutsuz olmak için tüm sebeplerim rötar&#8230;<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/ekinoks/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Ekinoks</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Niye dans ediyoruz ki biz</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/niye-dans-ediyoruz-ki-biz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Feb 2014 19:52:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3828</guid>

					<description><![CDATA[Bir varmış, bir yokmuş.  Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde;  pirelerin pireliğinden, develerin develiğinden rahatsız olmadığı garip bir ülke varmış. Bu ülkenin en büyük özelliği, her dönem büyük mazlumlarının olmasıymış. Herkes o veya bu şekilde mazlum olabilirmiş. İlginç olan şey, mazlumlar da birbirini hiç sevmezmiş. O an hangi mazlum grubu zarar gördüyse diğer mazlumlar da zalimlerle beraber,  oh olsun deyip, zafer dansı yaparlarmış. Zalimin mazluma verdiği zarar diğer mazlumların zaferi olurmuş ve çılgınlar gibi eğlenirlermiş. Ta ki sıra kendilerine gelene kadar… Ülkede yıllar böyle akıp gitmiş ama günün birinde, birileri çıkıp: ‘’Biz zalimin zalimliğine karşı savaşacağız. Gelin zalime karşı beraber savaşalım’’ demiş. Mazlumlara bu durum yılların bıkkınlığı ile samimi ve mantıklı gelmiş. Bir çok mazlum grubundan büyük katılımlar, destekler olmuş.<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/niye-dans-ediyoruz-ki-biz/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Niye dans ediyoruz ki biz</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Düşünmek Sadece Gak’ladığında Öldürür Kargayı!</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/dusunmek-sadece-gakladiginda-oldurur-kargayi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 16 Jan 2014 23:08:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3728</guid>

					<description><![CDATA[Kelimeler, Albayım. Bazı anlamlara gelmiyor.                                                                                                                 OĞUZ ATAY /TEHLİKELİ OYUNLAR &#160; &#160; Düşünmek insanlığın yazgısı. Özgürlüğü ve de mahkumluğu… Somutlaştırarak düşünebilen insan, etrafı denizlerle çevrili hapishanenin, en derin zindanında. Açlık, pislik ve çaresizlik içinde ölümünü; düşüncesinin son bulmasını beklemekte. Karnı verilen azığı kadar tok, adımları duvarların merhamet ettiği kadar çok. Kelimeler, mapushane. Kelimeler, engel, aşılmaz dağ… İnsan somutlaştırır, kelimelerle hayat buldurur düşüncesine. Kim bilir kaç&#8230;<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/dusunmek-sadece-gakladiginda-oldurur-kargayi/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Düşünmek Sadece Gak’ladığında Öldürür Kargayı!</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fazla idealizm kediyi öldürür!</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/fazla-idealizm-kediyi-oldurur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jan 2014 23:36:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3696</guid>

					<description><![CDATA[&#8221;Bizler ‘dâvâ’yı Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkaracaktık. Yola koyulduk, bin zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu ama küçük(!) bir noksanımız olduğunu fark ettik: ‘Dâvâ’yı dağın eteklerinde unutmuştuk!? Meğer biz dâvâyı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız.&#8221;                                                                                            GALİP ERDEM İdealist gençlik, bütün ideallerin, en ideal sloganı. Taşranın iki yüzlülüğü, dizlerimizin bağı, benliğimizin tasması. İdealizm, ideal bir insan olmayı reddedip, kahramanlar yaratma peşinde. Sokakta gördüğümüz bütün insanları değersiz ve geçersiz kılıyor. İmkanlı aşk; tatsız, fakir&#8230;<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/fazla-idealizm-kediyi-oldurur/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Fazla idealizm kediyi öldürür!</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kefenlerimizi Giydik</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/kefenlerimizi-giydik/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 06 Jan 2014 22:28:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3668</guid>

					<description><![CDATA[Ben kimim? Aydınlığa karanlık olmayan yer yaftasını yapıştıran bizler mi benim kim olduğumu, bana söyleyecek. Aydınlığa yapılan haksızlığın farkında mıyızki? Karanlık olmasa aydınlığın farkına varmayacak mıyız? Aydınlık bütün anlamını ve de bütün haşmetini karanlığa mı borçlu. Ben kimim? Sen değilim, o değilim, siz değilim, onlar değilim, işte geriye kalan ne varsa ben O’yum.  Ben’den uzaklaştıkça mı başlıyor benliğim. Şahsiyet sorunu işte tamda burada başlıyor. Toplumda kazanılan şahsiyet, görüşüne, takımına, yürüyüşüne, giyinişine. Hangi deli gömleği daha çok yakışıyor bana? Tepeden inme, tepemize binme bir şahsiyet. Sınırları çizilmiş, kalıpları oluşturulmuş deli gömlekleri. Hayır tabi ki de deli gömleği değil, elimiz kolumuz zaten bağlı, hangi hareketimizi kısıtlayacak prangalar. Belki de, sadece kefenlerimiz. İdeolojileri  şahsiyetimizin üzerine giydirilen kefenlerdir. Bir slogan daha, buda benden. Kendi<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/kefenlerimizi-giydik/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Kefenlerimizi Giydik</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MAMAN</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/maman/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 02 Oct 2013 19:25:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3221</guid>

					<description><![CDATA[İlk gördüğümde, belki de aylardır ilk kez gördüğü sıcak ve temiz yatakta uyuyordu. Çekik gözleri, tombul yanakları ve kavruk teni ile bütün çocuklar kadar sevimli; soluk teni, bitkin bakışları ile hastane kadar soğuktu. Babası başında bekliyor, sorulara cevap veremiyor, başını iki yana sallayıp anlamadığını söylüyordu. Anlayabildiğimiz tek şey babanın gözlerinde ki çaresizlikdi. Doktorundan hademesine kadar bütün hastane seferber olmuş, el kol hareketleriyle bir şey anlatabilme peşindeydi. Bir tür oyun olmuştu sanki, sessiz sinemanın bütün teknikleri kullanılıyor, gülüşmeler odayı dolduruyordu. Babası da artık olanları gülümsemeyle karşılıyor, başını iki yana sallamayı ihmal etmiyordu. Hademeler kendi aralarında toplanıp, oynamaya başlamışken hemşireler odaya girdi, ilki ‘’dün İngilizce sordum’’ cevap vermedi dedi, öteki ekledi ‘’biliyorsunuz ya benim çocukluğum Almanya’da geçti, Almanca dahi bilmiyorlar’’ diyerek kahkaha<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/maman/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">MAMAN</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ramazan Ville</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/ramazan-ville/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Niyazi Ozel]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Jul 2013 22:55:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3041</guid>

					<description><![CDATA[Teravih namazı için yola düşülürdü. Yola düşmek dediysem (Ramazanın iple çekilen eğlencelerinin başında gelir çünkü teravih namazı) koşar adım en arka safta, en kuytu köşede yer kapma yarışına koyulmaktı, bu yola düşmek. Hoş kendini bilmez amcalar kızardı ama olsun, biz keyfimizce güler, türlü numaralarla yanımızdakini berideki güldürmeyi başarırdık. Namaz çıkışı, mahallenin delikanlıları kahveden cigarayı ciğerlerine depolamış, taş ve kağıt oyunlarının hepsinde şansını denemiş, en demlisinden çaylarını içmiş, namazdan daha yeni çıkmış havası verdikleri nuraniyetleriyle (ki tüm mahalleli, hangi yaş grubunun, hangi mekana gittiğini, yaşanmışlığın verdiği tecrübeyle bilmesine rağmen) mahallenin yolunu tutarlardı. Kapı önünde öbek öbek toplanmış insanlar, her gün görüşmelerine rağmen tekrardan aynı konuların üstlerinden geçer, Ramazanın uzunluğundan, salatalık ve karpuzun susatmadığından dem vururlardı. Sahurda masanın baş köşesi kapılır, yarın<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/ramazan-ville/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Ramazan Ville</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
