İnsanlar, çok çabuk unutuyorlar… [pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=Q3Uy80L3pz4[/pro-player]
" Karga Tulumba da Denebilir! "
İnsanlar, çok çabuk unutuyorlar… [pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=Q3Uy80L3pz4[/pro-player]
… [pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=8rl5qPClHfk&feature=player_detailpage[/pro-player]
Şu an kendimi bir makine gibi hissetmiyorum. His kısmını çoktan geçtim, artık bir makineyim. Şair diyor ya; makineleşmek istiyorum diye, ben tekrar insan olmak istiyorum. Yine ne bok anlatıyor diyorsanız eğer, naçizane saçmalama ihtiyacım var, yalnız değilim ama kendimi yalnız hissediyorum, bütün derdim bu. Sahip olduğum hisler ile birlikte hâlimi, bir müddet içerisinde, paylaşmazsam patlarım. Ki müddeti uzatmamam lazım, uyumak gibi bir mecburiyetim var, yoksa yarın zaten çekilmesi mümkün olmayan mesai denilen zıkkım sonum olabilir.
Hâlbuki uyku bir zevktir benim için, bilenler bilir. Vaktini ve müddetini ben tayin ederdim insan olduğum zamanlar. Buğra’ya bir selam çakalım henüz yayına sokmadığı 40 nolu yazısına istinaden, gönlümüz şenlensin. Bu vakitten itibaren 18 no ile yayınlaması da icap eder aslında. Alperen’in sıradan adamına da bir nebze vücud verelim, hâlimiz netleşsin. O iki yazıyı da henüz okumadı iseniz bu yazıyı burada bırakıp önce onları okuyun, sonra buyrun misafir edeyim sizi.
İstanbullular’ın uzun zamandır biraz serinlemek adına dört gözle beklediği yağmur bugün sabah saatlerinden itibaren yere düştü. Keşke yağmur sadece isteyene düşse… Yağmur denince aklıma, rahmet, bereket vs vs gelmez. Barajların doluluk oranı, ekinler, bostanlar, tarlalar, mahsûl falan da hiç umurumda değildir. Yağmur sadece ıslatır, o kadar. 250 liralık pabuçların bile içine sızarak çoraplarımı ıslatabilen, onca dikkatime rağmen pabuçlarımı ve paçalarımı çamura bulayan, sinir bozucu bi’şekilde alnımdan süzülerek sürekli burnumun ucunu rahatsız eden gıcık ıslaklığı (bana göre) nasıl sevebilirim ki? Temizlik falan derler ama ben buna da inanmam. Yağmur bir şehri asla yıkamaz ve pisliklerini temizlemez eğer öyle olsaydı garibanları değil, kelli felli totoşları görürdük haberlerde sıvanmış paçalarıyla ve ellerindeki kovalarla mağdur mağdur koşuştururken. Yani, gözümden kaçmış olabilir belki ama daha…
Kapıyı tıklatıp ürkek adımlarla girdi içeri. Üzerinde kağıt yığınları olan masanın karmaşası bu oda da yapılan işin ciddiyeti ve önemi hakkında yeterince bilgi veriyordu. Masanın sahibi olan doktor, ütülü beyaz önlüğü, kravatı ve boynuna özenle yerleştirilmiş steteskobu ile masaya inat düzenli bir görünüm sergiliyordu. Duygusuz bir tebessümle ‘’buyrun’’ diyerek eliyle hemen yanı başındaki koltuğu işaret etti. Patoloji laboratuvarından aldığı zarfı, idam kararı verilmek üzere olan mahkumun merakı ile uzattı. Doktor kağıdı dikkatlice inceliyordu, mimiklerinden hiçbir anlam çıkaramıyor, sadece işini ciddiyetle yaptığı izlemine kapılıyordu.
‘’Beyefendi, kızınız maalesef lösemi’’
‘’Efendim’’ diyebildi sadece sessizce. Doktorun dediklerini eksiksiz duymuştu, ama yanılıyor olmalıydı. Zihni bir oyun oynuyordu, bunun kabus olacağını umacak zamanı ve kendine bir çimdik atacak takati yoktu. Kahvede çayına oynadığı iskambili saymazsak ömrünce kumar oynamamış fakat şimdi bütün umutlarını yanlış anladığı üzerine bahse girmişti.
Bazı şeyleri değiştirememekten dert yanarken, bazı şeylerin hızla değiştiğini görmek ne acı! Değiştiremediklerimizin getirileri, tüm bu değişimler. İnsanın beyninde fırtınalar yaratabilecek bir kelebeğin kanat çırpışının söylemidir değişim kuantum fiziğinde. Bütün herkesin aynı etkiye sahip olduğunu düşünecek olursak ve bu herkesin bir kısmını, insanın kendisine karşı kuvvet olarak alırsak; bileşke kuvvet kelebekten yana mı olur? Yoksa düzenden yana mı… Böyle gelmiş böyle gider mi? Yoksa bazen zaman noktalanır ve yeniden başlar mı? Böyle gelmiş böyle gidecek olan tükenmez. Sadece kendi boyutunda hapsolur kalır. Yeni bir düzen kurulur. Yeni bir boyut olur… Ve kelebek yine ölümüne kanat çırpar… Bir çeşit kısır döngü… Çünkü esasında herkes aynı etkiye sahip değildir ve denge bozulur yeniden kurulur… Öyle olduğuna inanırlar kelebekler. Bir kelebeğin kanat çırpışı dünyanın başka bir yerinde fırtınaya neden olabilir… Peki kurulan yeni denge iyiden yana mıdır, kötüden yana mı?..
Yağmurlu, soğuk bir gece… Şehrin titrek ışıklarıyla aydınlanan sokaklar… Ciğerlerimde sıkışıp kalan yumrudan kurtulmak istercesine her adımımda derin derin soluyorum havayı. Hayallerinin ya da umutlarının ya da sevginin; korkularına esir düşmesi, korkularınla yitip gitmesi… İstemek, hatta hayal kurmak… Kurduğun hayalin gerçekleşmesini istemek… Ve sonrasında tepe taklak olan düşler. Düş(üş)ler… Bitmeyen yok(ol)uşlar… Ve yorgunluklar… Kırgınlıklar, küskünlükler… Bir daha hayal kuramamak… Bir daha isteyememek… Sevememek… Mutluluğa, uzaktan gözü yaşlı el sallamak… İnancını kaybetmiş olsan da inanılanın varlığını bilmek! Var olduğunu bilmek, ama uzakta olduğunu görmek… Bilmek, ama hissedememek. Bilmek ama yitir(il)mek…
İki ayı geçkin süredir tam tamına dört farklı yazı ile Küfür Meselesi üzerine bir şeyler karalarken sinkaflı hiçbir kelime kullanmamak, edebî birikimden ziyade küfre yazıda yer vermeye götümüzün hâlâ yememesinden kaynaklanmaktadır. Ancak bu parça, en baştan belirteyim, artık perdenin yırtıldığı, yazı başlığının hakkının verildiği bir yazı olacağından, küfürden haz etmeyenlere tavsiye edilmemektedir. Bu cümleden sonra, küfrü yargılamayacak olanlar okumaya devam edebilir, yargılayacak olanlar ise şahsıma küfür etmeden ortalığa söverlerse sonunu getirebilirler. Tavsiye edilen, yazının okunmasının burada noktalanmasıdır ki; yanlışlıkla şahsıma küfür edilmesini istemem.