<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Oğuz Atalay &#8211; İnecek Var!</title>
	<atom:link href="https://www.inecekvar.net/author/atalay/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.inecekvar.net</link>
	<description>&#34; Karga Tulumba da Denebilir! &#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 02 Jul 2025 18:05:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.8.2</generator>
	<item>
		<title>Güntülü&#8217;ye Mektuplar I-II</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/guntuluye-mektuplar-i-ii/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Apr 2019 19:04:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.inecekvar.net/?p=5870</guid>

					<description><![CDATA[(Güntülü&#8217;ye kavuştum. Ona ilk mektuplarımı yazmaya başladığımda, uzaktaki bir hayaldi belki. Şimdi gerçek oldu. Yeni mektupları yayınlamadan önce çok dar bir çevre ile paylaşılmış olan on yıl önceki birkaç mektubu da ufacık düzeltmeler ile paylaşmak istedim. Bir gün bu satırları okursan diye yazıyorum kızım: &#8220;hoş geldin.&#8221;) -I- 31 Ekim 2008 Tesadüfün yaratılmamış olduğunu bile bile tesadüfen yaşıyoruz. Yahut tesadüf sanıyoruz attığımız adımlar nihayetinde karşımıza çıkanları. İnkâra yelteniyor dudaklarımız, inandıklarımız tersini söylerken. Kurulu makineler değiliz elbet, inkâr etmiyorum, lakin tesadüflere sığınacak kadar amaçsız değiliz. Hayallerimizi aynı kapta eritmişiz. Zamanı kovalamışız, hayallerin gerçekleşmesine adım atarken. ‘Kut’lu kılmışız anlarımızı, yaşadıklarımızı, yaşayacaklarımızı… Tesadüf değil adlandıramadıklarımız. Adını koymaya aciziz birçok şeyin, çünkü acz içerisindeyiz.  Asra yemin olsun ki; hüsrandayız.&#160; Bildiğimizi sandığımız bilmediklerimiz çepeçevre çevirmiş etrafımızı.&#8230;<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/guntuluye-mektuplar-i-ii/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Güntülü&#8217;ye Mektuplar I-II</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Seyyah Hikâyeleri-I</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/seyyah-hikayeleri-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Feb 2017 14:54:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=5042</guid>

					<description><![CDATA[-Yakan nerde oğlum? -Düğmesi koptu örtmenim! Kitap fuarları üzerine yazmak niyetiyle başladım ancak malumunuz olduğu üzere konuları evveliyatından alarak anlatmaktan pek hoşlanırım, şimdiye dek yazılarımda o evveliyattan nihayete bir türlü gelememiş olsam da… Bu sefer tamamlarım hüsnü zannıyla yine de -Dandanakan’a gitmeden elbet- mevzuyu biraz geçmişten alarak birkaç kelam edeyim. Başlamadan önce hicapla belirteyim; sizler özlediniz mi bilmiyorum ama 3 senelik ara boyunca çokça lakırdı edip münasip/mübarek/müsait bir durakta inmemek terbiyesizliğini gösterdiğim için de bütün inecek var ehlinden özür dilerim. Lütfen kabul ediniz. Mesai kavramı ile memleketin bütün çocukları mecburi eğitim dolayısıyla tanışmışlardır. Eğitime ne kadar mesai denir bilmiyorum ama -burada belirtmekte fayda var, bu memlekette okula gidip gelmeye ne kadar eğitim denir orası daha mühim tartışma konusu edilmelidir- mesai<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/seyyah-hikayeleri-i/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Seyyah Hikâyeleri-I</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Teneffüs Sonrası Selam Yazısı</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/teneffus-sonrasi-selam-yazisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Dec 2014 23:34:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=4390</guid>

					<description><![CDATA[“Yazsana birader”, “niye yazmıyorsun?”, “yazıyorsun da yayınlamıyor musun?” ve ardı arkası gelmez sorulara en kolay cevap “bilgisayarım yok ortağım”dı. Bu çağda sığınılacak en komik bahane bu olsa gerek. Yazmak dediğin eylem bir kâğıt bir de kaleme bakar (mı?). Yazmak devrimci bir eylem değildir ve en çok da sıradanlaşmak bunaltır beni. Okumak ise esaslı bir devrimci eylemdir ve testiyi tekrar doldurmadan yola koyulamazsın. Yazdıkların okuduklarını kusmaktır nihayetinde, beyninin hazmettiklerini saklar, gerisini kusarsın. “O nasıl laf lan” derseniz eğer önce edebe davet ederim sizi. Bir seneyi aşkın süredir kus(a)mayışımı ve yazmanın niçin kusmak olduğunu anlattığım bu saçma, kısa, yarın unutulacak/unutulması elzem kelimeler yığınını okumak için “devamı”na tıklayabilirsiniz. Bu memlekette yazmanın kusmak olduğunu idrak edişimin tarihi çok eskilere dayanmıyor. Eğer hakikaten sindirilmiş, hazmedilmiş<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/teneffus-sonrasi-selam-yazisi/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Teneffüs Sonrası Selam Yazısı</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dokuza Güzelleme ve Zamana Veryansın</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/dokuza-guzelleme-ve-zamana-veryansin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 May 2014 22:03:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=4013</guid>

					<description><![CDATA[Dilime kilit vurdum.Nice aksakallının yoldaşlığındaMelekler atlandı gök ağlamadan evvel.Ebemkuşağına büründüler sonraIşıklarıydı, sinemde parlayan maviVe kanatlarıydı, hürriyet sevdamın rengi.Hasreti şükür bildim, vuslatı tövbe&#8230;Beynimde, yeni sağılmış,Amber kokularıyla bezediğim binbir düşünce.Fikri fısıltılarla dokudum.Nicesinden rahatsız oldu sağır kulaklar,Yazdıklarımı -şükür ki- ancak kendim okudum.Gök ağladığında,Açtığında ellerini toprak,Sandım ki; gök çökecek ve yer yarılacak&#8230;Küçük kıyametler koptu gizliden,Eylüller saplandı bağrıma,İstese; güneşler yağdırırdı zulme&#8230;Gün geldi,Eylülden daha çok karardı Nisan&#8230;Boyunlarını büktü melekler,Kaybetti rengini ebemkuşağı&#8230;Ağlamayı unutunca gök,Sakallarını serpti göğün aksakallıları.Dokuz tuğ kaldırdım dokuz yiğitle.Dokuz diyardanDokuz ak güvercin uçurdum dokuz nâmeyle&#8230;Göğe saldım figânlarımı gün be gün;En çok ‘ben’ ağladım.Zaman ağlamasın diye&#8230; Mart&#8217;09]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Adam Batırma Hikâyesi-I</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/bir-adam-batirma-hikayesi-i/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 24 Nov 2013 15:56:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3496</guid>

					<description><![CDATA[Cumartesi günüm Ehligevi Adam’ın sesiyle başlıyor: “Ortak, 2 saate oradayım.” Perşembe akşamı iştahsızlıkla başlayan hastalığın son demindeyim esasen. Cuma akşamını cumartesi öğleye bağlayan kütük gibi yatmışlığım yetmemiş ama Ehligevi hem ilacım hem de konuşulacak çok mühim meseleler var. Ehligevi’ye sormadan “O”nu da çağırıyorum, üçümüz takılırız. Hakikatte “O” bize takılır, “O”nu da bu yüzden çok seviyorum belki. İstekte bulunmaz, öneri sunmaz, hiç konuşmaz. Çorbanın tuzu gibidir biraz. Çayın şekeri, gitarın teli, yazın sıcağı, kışın ocağı, denizin sesi, melodinin esidir nihayetinde. Ehligevi de sever onu, etliye sütlüye karışmaz, kimsecikleri kınamaz. Ana baba bacı, acıların ilacı, evin huzuru, aşkın muzuru, bilginin kusuru, sular gibi durudur hakikatte. Ehligevi damlamadan, berberin yolunu tutuyoruz ilk. Malum ense kılı meselesi ve biz ense kıllarından nefret ediyoruz. Ehligevi,<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/bir-adam-batirma-hikayesi-i/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Bir Adam Batırma Hikâyesi-I</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Diplomam Var Lakin Konulara Mezun Değilim</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/diplomam-var-lakin-konulara-mezun-degilim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Nov 2013 21:29:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=3358</guid>

					<description><![CDATA[Birer çay çek usta” dedim, “bir de en fiyakalısından kâğıt ve kalem.” Kâğıt, fiyakalı müsveddeler yığınından özenle seçilmesine rağmen kalem şu bir kere kullanınca tükenen turuncu renkli mavi kapaklı meşhur cinstendi. Olsundu, aylar sonra, yazmak iştiyakı merhaba demişti. Mevzular sığdı, gün kısaydı, yazılacaktı. “İnsan en çok çayla demlenir, demli çayla biraz demlen, kahve göndereyim.” Ah be ustam! Sen demini çoktan almışsın da biz hâlâ çakırkeyfiz. “Abi arkadaş gelmeyecek sanırım, gelince getireyim onun çayını, iki seferdir soğuyor, geri götürüyorum.” Çıraklar hep münasebetsizdir zaten. Edep dersinden bütünlemeye kalmış, empati dersinden kırık not almışlardır. Canları çok acıdığından can acıtırlar belki. En çok da çırakların canı acır aslında. Kötü niyetli değil elbet ama bir çırak bana abi dedi n’eyleyim? Münasebetsizlikten bahis açılınca haberlere göz<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/diplomam-var-lakin-konulara-mezun-degilim/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Diplomam Var Lakin Konulara Mezun Değilim</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gezi Parkı Eylemlerine Dair&#8230; Meraklısına&#8230;</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/gezi-parki-eylemlerine-dair-meraklisina/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 04 Jun 2013 02:17:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=2953</guid>

					<description><![CDATA[  Saatlerdir uyumak için kıvranıyorum, mümkün olmadı. Yazmak için sabahın ilk ışıklarını bekleyemedim. Bu siteden yazılarımı takip edenler bilir, nüktedan yahut hikâyet ederek yazmaktayım, yazmaktayız. Ancak bu sefer, affınıza sığınarak, çok doluyum ve olduğunca yazmak niyetindeyim. Sevgili okuyanlarım, ağabeylerim, ablalarım, kardeşlerim, arkadaşlarım… Gezi Parkı olayları kulağımıza ilk ulaştığı anda, azgın kapitalizme bir çift lafımız vardı, sosyal medya aracılığı ile ettik. Lakin ertesi gün iş çığrından çıktı. Polis, hepinizin malumu mu bilmiyorum ama, öyle bir şiddet uyguladı ki; insanım diyenin yüreği parçalanırdı. Benim parçalandı. Site aracılığı ile zulme dair yazıyı da o sebepten yayınladık. Ve arkası gelmez protesto gösterilerini arkası gelmez polis şiddeti izledi. Biz izlemedik, yaşadık. Bileniniz bilir, başımdan çeşitli badireler geçti benim. Ama başıma gelen badirelerin hiçbirisinde başımı yastığa koyduğumda<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/gezi-parki-eylemlerine-dair-meraklisina/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Gezi Parkı Eylemlerine Dair&#8230; Meraklısına&#8230;</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tuvalet Manifestosu</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/tuvalet-manifestosu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 May 2013 23:37:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=2881</guid>

					<description><![CDATA[    Aslında ben bu zıkkımı hiç yazmayacaktım. Kelimelerden yükselen bok kokusuna tahammülüm kalmadı çünkü. Ortalıkta çekilecek bir sifon da yok. Dahası helâdan dışarı adım attıracak ne amcam, ne dayım, ne de bibim var. Aynı yerde tıkılıp kalmaktan ve bir türlü bok kokusuna alışamayan burnumun marifetiyle, öğürmekten başka yaptığım hiçbir şey de yok. Madem öyle&#8230; Öyle valla&#8230; Biraz da bizim kelimelerimizde yükselsin necaset kokusu&#8230; Kendi bokumuzda boğulalım. He valla&#8230; Kendi bokumuz derken, içinde bolca dışkı ifadesi geçen bir yazının meydana geldiğini görünce, beğenmeyecekleri en başta, güllük gülistanlık, ıtır kokulu Türkiye’nin dağlarına davet ediyorum. Terörist olarak değil ha, bölücü mü? Sümme haşa&#8230; En delikanlısından, en silahını gömeninden, en gerillasından, en barışı seveninden&#8230; Gerillayı bilmeyenin nihayetinde siktirip gideceği güzel ülkemin, güzel dağlarına buyurun.<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/tuvalet-manifestosu/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Tuvalet Manifestosu</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Süreci Baltalamayan Yazı</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/sureci-baltalamayan-yazi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Apr 2013 18:56:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=2783</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıyı orospu çocukları için kaleme alıyorum, gerçekten orospu çocuğu olanları tenzih ederek&#8230; Aynı zamanda bu yazı piçler için yazıldı, gerçekten piç olanlar tenzih edilerek&#8230; Göz göze geldiğimizde içim titredi. Doktor vardı yanımda, o da gözlerini kaçırdı hem ‘O’ndan hem de benden, dayanılacak gibi değildi. Önümüzden giden iki doktor bir de müfettiş görmediler ‘O’nu. Benim gibi bir işsizin, oralarda, dört doktor ve bir de müfettişin arasında ne yaptığının cevabı ‘O’nu pek ilgilendirmiyor gibiydi. Belki, gelecekte orospu çocukları ve piçleri ilgilendirecekti, bu zamanda legal ancak muhtemel gelecekte illegal addedilecek işler yapıyorduk. En çok da dinliyor ve okuyor, neredeyse hiç konuşmuyorduk. ‘O’ da konuşmuyordu. Ama, sanırım ve kuvvetle muhtemel ‘O’ okumuyordu. Hiçbirimiz oralı değildik zaten. Oralı olanlar Çankaya’daydı şimdi, ya da komşu<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/sureci-baltalamayan-yazi/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Süreci Baltalamayan Yazı</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okey Masası</title>
		<link>https://www.inecekvar.net/okey-masasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Dec 2012 01:09:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://inecekvar.net/?p=2516</guid>

					<description><![CDATA[Uzun soluklu ama kısa metraj bir filmin yan karakteri olmayı ben seçmedim. Seçim hakkım olsa, dördüncüsü aranan okey masasında yancı olmayı tercih ederdim. Selami’nin yerden taş alması ile zengin oğlanın fakir kıza bakış atması aynı anda gerçekleşmeliydi. Fakir kıza tutkun fabrika işçisinin gözlerinin önünde cereyan eden olayın şahidi ile Hikmet’in okeye döndüğünün şahidi de ben olmalıydım. Hatta tanık koruma programı kapsamına alınıp, Necati’nin ıstakasının başımda açmış olduğu yarıktan da kurtulabilirdim. ‘Hikmet Abi bence okeye dönme’ dememeliydim. En azından Selami duymamalıydı. Duymasa bitmezdi belki, Necati de kudurmazdı bu denli. ‘Sargılı figüran mı olur lan?’ diye bağıran kişi yönetmen. ‘Figüran değil koduğum, yan karakter’ diyemeyen kişi de benim. Tam o esnada hem de ‘kayıt’ denmişken, ‘kodamanın gözü bu kızda’ deyip, filmin en<div class="more-link-wrapper"><a class="more-link" href="https://www.inecekvar.net/okey-masasi/">Devamını okuyun<span class="screen-reader-text">Okey Masası</span></a></div>]]></description>
		
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
