İçeriğe geç

Taşra Şarkıları I/VII

‘Efendim soyunmasak’ diye yalvaran gözlerle baktılar son bir umutla. Shrek, direktiflerinden rücu etmeyecekti… Eşeğe tevcihen ‘tepe tepe soy lan bunları’ diye gürledi. İş hepten şekerrenk olmakta! Utana sıkıla gömlekleri çıkarmaya yeltenirler. Shrek:

Ne cinssiniz lan Siz?!” diye gözlerini belerterek: “Kızlarımın önünde! İki tana adam, hem de biri gavur! Höösst!!”

Eşek, daha gavura gavur denmeyeceğini hatırlatacaktı ama kaş göz ederek sadece çorapların çıkacağını imaya gayret edebilecek fırsatı buldu. Hal ve şart mucibince anlaşılmayacaktı ve zaten öyle olur. Hal ve şart bir araya gelmeye görsün, hangi garabet izah edilemez ki?! Halde maksad çıplaklık değil şart olarak buyruğun yerine getirilmesiydi. Wertherle ikisi bön bön bakıyorlardı.

Shrek: “Eşşeek, iki elle bir çorap çıkacaktı orda? Noldu o! Daha bekliyiym mi…”

Werther’e ne çorabı lan diye fısıldadı. Cevap Werther’in ellerindeydi, çoraplar çıkmıştı bile. Öğretmenin sorusunu sıra arkadaşından evvel cevaplayarak marifet etmiş ilkokul afacanı gibi ‘Ben çıkardım efendim’ deyiverdi. Eşek hızlıca araya girerek “yanındakininkini de hallet o zaman” deyince marifeti başına kaldı.

Benim çorabım yok” dedi.

Shrek: “Hımm! Baş kabak, ayak yalın… En azından nisbeten. Hem kara hem çıplak; yaklaş budun. İlgimi çektin.”

İlgi çekmek! Amacına ulaşıyor muydu yoksa, doğru yolda mıydı? Emin olamadı… Şakakları, ensesi, avuçları, sırtı hep terledi. Ben mi dedi?

Shrek: “Yok arkadaşlarına bi sor bakalım, donsuzu, baldırı çıplağı ne varsa topla… Gel lan dedik işte!”

Birkaç adıma attı.

Shrek: “Niye çorabın yok.”

Parmağıyla rayların ucunu gösterdi. Üç vakit önce, oranın da yukarısında bir yer varmış oturuyormuş. Sonra arkasından biri gelmiş. İki büklüm eğilmiş. Kule vinç gibiymiş, upuzun, sıska. Kafasından öpmüş onu…

Shrek: “ Sordum mu lan, ne anlatıyosun sen.”

Niye çorabın yok dediniz de onun için şeyettim dedi.

Shrek:” Şeyedemezsin sen. Git öptürdüklerini şeyet. Tövbe neuzubillah. Asabiyelik olacam sizin yüzünüzden lan….

Şiişt! Soytarı! Bana bak!

Bana bak lann!

Şey etme bundan sonra. Anladın herhalde beni.”

Anladım efendim dedi. Daha çok terledi. Göğsü ağırlaştı. Ciğerleri patlayana kadar koşu bandında olmak istedi. Hem koşmak, çokça koşmak hem de ne pahasına olursa olsun burada kalmak istiyordu.

Shrek: “Anlayabildiysen iyi. Fena değil şimdilik. İkinci aşamaya geçiyorum.”

Anladım efendim dedi yine.

Shrek: “ Bak ne güzel anlağın açıldı maşallah. Soruyorum: Anlak ne demek biliyo musun?”

Yok, bilmiyorum dedi. Hakikaten de bilmiyordu. Alnı ak gibi bir şey miydi diye düşünmedi değil. Fakat bu kadar kısa ve sıkışık bir anda tahminine yahut çıkarım yapmağa bel bağlamaktansa savaşmadan çekilmek evlaydı.

Shrek: “Bulmaca çözmüyo musun lan sen! Soruyorum: Gazete de mi okumuyosun?”

Okuyorum diyebildi. Telefondan okuyorum. Yani internetten. Aslında internet baskısından. Ama internette baskı olmazdı. Yine çuvallamıştı. Yani internet yayımından, pardon yayınından.

Shrek: “İyi b.k yiyosun. Aferin!”

Okumayayayım mı? Yani okumamalımı yım? Şey, okumamalı mıyım?

Shrek: “Yayayaya lılılılı mımımıy mıy da mıy… Sende dil özrü mü var lan?”

Yo, hayır. Ben aslında kendimi ifade edebilirim. Edebilirdim, çok rahat eskiden. Sonra ama daha güçleşti tanımadığım insanlarla bilhassa.

Shrek: “Onu mu sordum. Onu sorsam onu sorardım. O olmayanı sormuşsam cevap bu olmamama lılılı yıyıdı… Lisan özrün mü var demedim, dil özrün mü var dedim. Kekememelik mi var sende?”

Ben kekememeliyorum zaten, yani kekelemedim işte. Kekeme değilim.

Shrek: “Belli oluyor! Çorabın niye yok?”

Parmağıyla rayların ucunu gösterdi. Üç vakit önce, oranın da yukarısında bir yer varmış oturuyormuş. Sonra arkasından biri gelmiş. İki büklüm eğilmiş. Kule vinç gibiymiş, upuzun, sıska…

Başlatma vincine kulesine yaav, çorabın nerde olum senin!”

O adama verdim.

O adam kim?”

Parmağıyla rayların ucunu gösterdi. Üç…

İndir, kıracam o parmağını bak! İllallah ulan! Meramını ifade edemiyor bunlar yaav… Yav de ki demin birine verdim. Bu kadar.”

Tam olarak öyle değil. Demin değil yani…

Bir daha yani deme, bunu anladın mı?

Demem.

Aferin durgun zekalı!” “Bak bu kadar insana gündem oldun. Haydi kısaca anlat, bitsin…O parmağa da sahip çık!”

Biri var, meczup-garip, akıldan hafif gibi bir şey. Zararsızdır. Birini sevdiyse arkasından yanaşıp kafasını öper, sigara ister, para ister, ayakları çok büyük. Ayaklarında mantar mı egzama mı bir şey var. Bir elinde de var. Çok kaşınıyor, belli. Çıplak ayağı kaşıdıkça kanıyor, kötü oluyor. Çorabın üstünden kaşıyor. Çoraplar yırtılana kadar kaşıyor. Çorapları pis, lime lime oluyor. Ayağı çıplak kalıyor, öyle kaşıyınca daha kötü oluyor. Şu aşağıdan bir çay akar. Oranın suyu biraz iyi gelir. Sonra yine azar. Beni her gördüğünde çorap ister. Ayağımdakini çıkarır veririm. Artık bende de çorap kalmadı. Alıştım böyle gezmeye. Yok yani, çorabım yok bu yüzden. Giyecek bir çift çorabım kalmayıncaya dek ben onun halinden kendimi nasıl mesul hissedemezdim ki?

Sana bir çift lafım var:

Evvela, bir daha yani yok dedim. Bak tekerrür ederse seni biçerim. Mecazen değil. Bu sözümü iyi belle.

İki; beni yanılttın. Durgun zekalı değilmişsin.”

Etraftakiler fısır fısır bu konuya dair yorumlar yapıyorlardı… Tipik bir özgeci tutum örneği miydi? Paylaşma ahlakı mıydı, diğerkamlık, alturisme, gizli yahut dolaylı veya örtük bir bencillik miydi? Bir bakıma merhamet etmek, acımak, bir bakıma da acınacak hale düşüp muahaze edilmek? Herkes için misal teşkil edecek bir vaka mıydı? Yoksa farklı davrananlar, en azından alakasız kalanlar kınanmasa da olur muydu..? Müzakereler uzayacak gibiydi ki, Shrek sözünü tamamladı:

Çünkü Sen düpedüz gerizekalıymışsın!”

Ben zeki olduğumu iddia etmedim hiç…

S..tir puşt… Defol, gözüm görmesin seni. Laf ebesi dürzü Seni!”