İçeriğe geç

Yediğim Yumruklar Gibi

11015141_10153653351493986_593809528_n

Anladım, bu yara iltihaplı bir sükût.
Kabuğu yok,
Kanı yok,
Acısı yok.
Kavgada yenilmeyeyim diye,
Kulağı ve kuyruğu kesilen köpekler gibiyim.
Ki böyle takıyor insan kendi tasmasını.
Yenilmeyeyim diye kendini budamakla başlıyor
İnsanın köpekliği.
Ve bir köpek gibi yaramızı yalamamızdan, bu yaranın kuruluğu

Yara, bitmeyen bir gece;
Toprağı göğsünün kafesinde taşıyan
Göğsünün kafesinde de çocuklarını uyutan bu yer gibi,
yani “doğu” gibi…
Nice vakittir bundandır;
Güneşi, ampul ışığından ayırt edemem.
Bundandır kapımın altında süzülen her ışıkta
Bir şafak heyecanı yaşamam.
Işığa üşüşen sinekleri ben anlarım,
Öfkelenmesi için illâ yemeğine acı katılması gereken
Köpekleri anladığım gibi.

Kaldırım kenarında kendimin cesedi.
Yüzümde bir leke.
Katilim öldürmüş de yüzüme tükürüp gitmiş sanki.
Bir yağmur damlası düşüyor o an yanağıma
Bir damla, bir damla ve bir damla daha.
Sonra sağanak hali söküyor lekeyi.
Yani yüzüm, yüzümden dökülüyor.
Yüzüm yerde su birikintisi.
Yağmurlu göğün aksi düşüyor üzerine.
Tanıyorum;
Bana yağmur dolu lütfunu yollayan bu bağır,
Anamın elini açtığı göğün bağrıdır.
Lekemi söken bu yağmur, O’nun yaşıdır
Ve şimdi toprak kokusudur gece;
Ayetel Kürsi’yi ezberlediğim o yağmurlu yaz gibi…

Yine de geçmeyecek susuzluğumuz
Nehirlerin yatağını tabuta taşıdık çünkü
Susuz bir çağda yerin yedi katı kazılırken su için,
Bir nehri toprağa gömdük biz.
“Doğu”da doğup “Batı”da çağlayan bir nehri.
Şimdi çocukken çözülen bağcıklarıma basıp düşmek istiyorum
Kanatmak için dizimi…
Belki ölüm filizlenir gömdüğümüz bu ırmağın suyunda diye
Kendimi diri diri toprağa gömmek istiyorum.
Buraya neyi gömdük de filizlenmedi.
Bak çocuk,
Bak nehir,
Öyle derin akıyorsun ki; senin suyun benim gırtlağımı sıkıyor

Şimdi göğsümü yarsam sanki dökülecek gece
Nefesimi kesen yediğim yumruklar gibi.