İçeriğe geç

Tatlı Bir Uykudayız!

Olimpos’un eteklerini duman bürümüştü. Tanrıların canı yine bir şeylere sıkılmıştı. Tanrı olduklarına olacaklarına bin pişman olmuşlardı. Hani Tanrılıktı ya hevesleri, artık buradan dönüşte olmazdı. Şöyle ya da böyle icra edeceklerdi bu işi. Şu insanlar yok mu? Hiç akıllı uslu durmuyorlardı. Tanrılar bu insanlara karşı sürekli kükreyip duruyorlardı. Şiddetli bir gök gürültüsüyle sesini duyurmaya çalışıyordu haşmetli  Zeus. Yer altından güç bela kurtulup, çatalıyla kırlangıç avına çıkan Hades, uzaklardan kendine doğru gelen bir şey gördü. Bir lir sesi duyuldu. Kaçmak vakti dedi. Gelene ve gelenin getirdiğine tahammülü yoktu. Gelen sevgi getiriyordu. Okun ucundaydı sevgi. Dört ayaklılar şanlıyız ki bu okun hedefi olmuyoruz diye düşünüyorlardı.

Tanrılar zirvede başladılar sohbete.

Beyazlara bürünmüştü tanrılarımız. Saçları da boyları kadar uzun ve beyazdı.

İnsanlar! İnsanlar! Bir şey bulmuşlar!

   -Karşıda duran bu nasıl olur? Biz izin verdik mi diyerek atıldı.

Zeus ulu Zeus bilecen bir tavırla:

   -Elbette, dedi. Ama derin bir düşünceye daldı ne bulmuşlar acep?

Haberi getiren şaşkın bir ifade ile devam etti.

   -İzliyorlar, bizi izliyorlar!

            Tanrılar amma geveze diye seslendi bir amca. Salonun dikkatini dağıtan sadece bu amca değildi. Bugün ne yapıldıysa hepsini üçüncü sırada ki koltuklarda oturanlar yapmıştı. Aynı sırada amcanın sol tarafındaki çocuk ikide bir ayağa kalkıp duruyordu. Hele birisi de vardı ki sürekli arkaya dönüp bakıyor bir şeylerden gizlenmeye çalışır gibi hal ve hareket sergiliyordu.

Aynı sıradan bir ses daha yükseldi.

  -Tanrı dediğin birazcık oturaklı olacak, gazabı haşmetli, merhameti sıcacık olacak. Bunlar nasıl tanrı haberleri dahi yok!

Tanrılar ve seyirciler gevezelik yapmaya başlamışlardı.

            Sinema gerçek kadar bir rüyadır. Sınırları zorlar, engelleri aşmak ister. Bilinçaltına hitap eder. Hele birde o zamanın büyüsüne kapılmışsanız iklimler, coğrafyalar gezdirir. Tarihleri kültürleri gösterir. Uçurumların kenarına götürür. Atmak istediği kişinin değerini, tarihini, kültürünü gözünün yaşına bakmadan atar, yıkar ve yok eder. Alt üst olur insanların dünyası.

            Her önüne konan yemeği, yemekten çekinmeyen bir izleyicinin midesini düşünün. Türk izleyicisi damak tadını bilmiyor. Sadece önüne konanla yetiniyor. Sorgulamıyor bu nedir ne değildir. Hiç çekinmeden mideye indiriyor. Televizyonkolik Türk izleyicisinin tembelliği var sinemamızda.

            Sinema sektöründe bu ülkenin tarihine, kültürüne, ahlakına, dinine pek de saygı duymaya niyeti olmayan insanlar hüküm sürüyor. Sanmasınlar ki bu sonsuza kadar sürecek.

 Pireleri dev yapanlar. Tanrılarınız çaresiz.

Tabular yıkılacak.

Mutlak yıkılacak.