Hikaye İçinde Hikaye…

Ahh Ramazan, Deli Ramazan… Pissst deyince kovalardı ya bizi küçükken, önce homurdanır kendi kendine, sonra küfretmeye başlar, biz kaçardık o kovalardı. Yerden bir taş alır düşerdi peşimize, ne birimizi yakalayabilmiş ne de taşı atıp kafamızı yarabilmişti. Kıskançlığından mı kovalardı yoksa merhametinde mi yakalamazdı bilinmez. Ramazan’a pisst demeyi, sokaklarda koşmayı bıraktığım zamanlarda annennemin dizi dibinde öğrenmiştim. ‘’Ramazan’’ demişti annennem, ‘’çok güzel bir çocuktu’’ saçımı daha bir şefkatli okşuyarak, ‘’şu köşede yapılan apartmanın yerinde iki katlı bir bina vardı’’. ‘’İlahi takdir, orada oturan Mehmet Bey’lerin çocukları olmuyordu, evlat özlemi işte Ramazan’ı evlatlık almışlardı’’. Türlü türlü oyuncaklar, elbiseler. Yetimliğinden mi yoksa yaratılmışlığından mı, ne yakışırdı yeni elbiseler. Sokağa indimi koşar, gülümser, eve de mahalleye de sevinç getirmişti Ramazan. Evde kedi beslemek adet değildi ama o kadar çok seviyorlardı ki yavrularını, bir yavru daha eklediler sıcak yuvalarına Ramazan’ın ısrarına dayanamayarak. Ramazan koşar, kedi koşar, ramazan zıplar, kedi zıplar…

(daha&helliip;)

Yayınlandı: 20 Nisan 2012

Psişik Mevzuular -2-


Ben Bir Asker Çocuğuyum, Kabına Sığmakta Hayli Zorlanan…

Eğer babanız, kabına sığmakta zorlanan bir askerse; mecburi alışkanlıklarınız arasına göçebe yaşamanın icapları gibi bir formaliteyi, hobilerinizin arasına ise koli arama tarama, nakliye firmalarını yakından tanıma ve hatta mümkünse o cenahtan birkaç arkadaş edinme aktivitelerini katmanız gerekir. Tayin ya da sürgünün kazanımlarıdır kısaca. Başka ve iyimser bir anlatımla; değişim ve değişiklik diyebiliriz… Hayatının tamamını yahut önemli bir bölümünü doğduğu yerde tamamlayanlar ile bizim gibilerin arasında belirgin farklar vardır… Misalen; hareketleriniz hızlı, bakışlarınız dikkatli, geçiş süreçleriniz kısa, ağzınız iyi laf yapıyor ise değişim merkezli bir hayat yaşıyorsunuz demektir ki bu minvalden bakılınca dışarıdakiler tarafından değişime açık “değişik biri” olarak nitelendirilmeniz kulağa hiç değişik gelmez… İlkokul çağlarından itibaren sürekli okul ve şehir değiştiren bir çocuğun, yapılan her değişiklikle, kalıplaşmış mevcut arkadaşlıklar ve ilişkiler ağı içerisinde yer edinebilmenin zorlukları ve her okulda hatta her sınıfta bulunan haylaz çocukların ” Hoşgeldin evlat, burası benim çöplüğümdür” manasına gelen çocuksu ve hırçın karşılama törenleri ile karşılaşması kuvvetle muhtemeldir. Bu gibi durumlarda “ne çöplük, ne arkadaşlıklarınız, ne de ilişkiler ağınız umrumda değil zaten kalıcı da değilim, suya sabuna dokunmam arkadaş” deyip tercihinizi bu yönde kullanabilir ve onların insafıyla doğru orantılı bir şekilde bir zaman sonra belki ve kısmen rahat edebilirsiniz. Yahut yekten ” Daha önce bu filmi seyretmişliğim çoktur dostlar! rahat olun, çöplüğünüze, arkadaşlıklarınıza ve ilişkiler ağınıza diktim gözümü, bekleyin geliyorum…” deyip bedelini birkaç gereksiz kavga ve küfür ile peşin peşin ödeyerek, rahatlığınızı etrafınızdakilerin insafına bırakmadan kendi kendinize temin edebilirsiniz… Öyle mal mal nostalji yaparken kendi kendime tercihimi hep ikinciden yana kullandığımı ve bir istisna dışında hep rahat ettiğimi fark ettim…

İSTİSNA

Sınıfa hocayla beraber girmiştim. Ne de olsa koskoca bi astsubayın oğluydum ve babamın ilgili bir baba olması aslını söylemek gerekirse sadece asker olması sınıf öğretmeninin benimle daha fazla ilgilenmesi için yeterli bir sebepti o kasabanın şartlarında. Çok geçmeden bakışlarımı sıralara doğru çevirdiğimde birkaç gün içinde çoğuyla arkadaş, kimisiyle hiç muhatap dahi olmayacağım bir sürü insan kafasının oluşturduğu Trakya sarısı gözlerimi doldurdu. Biri hariç. O… (daha&helliip;)

Yayınlandı: 19 Nisan 2012

Bizim Sokak



Acısını kulaklarımızdan çıkararak açılan kepenklerin o sesini bile özlemişim. Memlekete daha yeni geldiğim hâlde, hemen bizim sokağa koştum.

Dükkan âdet olduğu üzere bismillah diyerek açılır ve illaki, önce sağ ayakla girilir. Öyle, uzayıp giden, yazılı kuralları da yoktur esnaflığın, hatta kulaktan kulağa bile yayılmaz. Ama esnaf adam işin adabını bilerek doğmuş gibidir. Saatçi Sefa dışında bütün esnaf dükkanlarını yedi buçukta açmaya başlar, sekize kadar bütün kepenkler açılmış olurdu.

“Kahvaltılık bir şeyler alıver oğlum.” dedi Babam. Demek oluyor ki; yolun karşısındaki Bakkal İbo’ya gidilecekti. Aslında tercihen sabah erkenden kalkılıp, çorbacıda mercimek, işkembe yahut kelle paça içilirdi. Ve illa ki işkembeyle kelle paçanın sarımsaksız tadı olmadığından dert yanılırdı.(esnaf adamın ağzı kokmamalıdır adaba aykırıdır çünki) Yok eğer, bugünkü gibi, erken kalkılamamışsa Bakkal İbo’dan zeytin, peynir, haşlanmış yumurta, tereyağı alınır; çırakta sıcak pide almak için fırına yollanırdı. Artık zevke göre yumuşak, gevrek, az pişmiş, çok pişmiş diye sıkı sıkı tembih edilerek elbette…

İbo Abi’ye “selamün aleyküm” diyerek girdim bakkala. “Ohoo doktor, hoş gelmişsin” dedi. Hoş-beşten, hatır sorma gönül almadan sonra; “Abi, bize kahvaltılık” dedim. Ne kadar istiyorsun diye sormadı bile İbo Abi, üç kişilik kahvaltılık vereceğini bilerek. Peyniri böldü bir hiç tereddütsüz, ince beyaz kağıda sardı itina ile, sonra gazete kağıdından bir çırpıda yaptığı külaha zeytinleri doldurdu. Tereyağı ve yumurtaları da aldıktan sonra hazırdı bizim kahvaltılık. Çırak da geliyordu işte karşıdan elinde sıcak pidelerle. “Üç de çay söyleyiver Muhtar’dan” diyerek, pideleri elinden kaptım çırağın. Çırak dediğin ne ki zaten: git gel, gel git…

(daha&helliip;)

Yayınlandı: 17 Nisan 2012

Gizemli Adam

Mahalleye girdiği zaman hummalı bir koşuşturma başlardı.yaşlısı genci,çirkini güzeli,evlisi bekarı pencereye doluşur,kapısının önüne çıkar,siperdeki bir askerin dikkatiyle ona bakarlardı. Başında şapkası,boynunda kıravatı,sırtanda ceketiyle eşsiz bir mabedi andırırdı. Her daim boyalı ayakkabısıyla attığı adımlarla ruhundaki zarafeti haykırıyordu.yakışıklığı,karizması hakkında bir fikir ayrılığı yoktu. Rüyaları süsler,bilmem kaç karatlık elmas parlaklığıyla ışıldardı. Elmas çekiciliğinde ve ulaşılmazlığındaydı. Zaman mahallede onun geçişinde akıyordu beklide sırf onun geçişinde duruyordu. Oda farkındaydı izlendiğinin. Adımlarını ritmik atmaya,pencerelere poz vermeye azami dikkat ederdi. Kimseyle konuşmazdı,adını sanını bilmezlerdi ama çocuklar dahi oyun oynamayı bırakırlardı saygıdan. Batmak üzere olan güneş ayrı bir gizem katardı mahallenin bilinmeyen sakinine. Belli ki çok uzaklardan gelmişti,çok bilgiliydi,çok görmüştü.kimse konuşmamış,hatta yakından bakmamıştı ama öyleydi,mahalleli biliyordu.

(daha&helliip;)

Yayınlandı: 16 Nisan 2012

Bu dostluk başka bir dostluktu, ne yalılarda anlaşılabilirdi ne de meyhanelerde. Dedik ya bu dostluk başka dostluktu…

Yayınlandı: 14 Nisan 2012

Psişik Mevzuular -1-

 

 

Aslında Türkiye’ de tanzim veya ıslah edilmesi gereken bir eğitim sistemi yoktur, aslının aslına bakılırsa eğer bir sistem bile yoktur… Sadece, bütün uzantılarıyla beraber yıkılması gereken vahşi bir eğitim endüstrisi vardır, o kadar…

 

K’ofset Çağı Şiiri

Konu anlatmakta ısrar etmeyiniz Sn.Bayan Hocam,

Soru kalıpları üzerinden gidiliyor artık sorunların üzerine

Böylece, yetişmez korkusuyla ne üniteleri tamamlamak,

Ne de okuduğumuzu anlamak zorunda kalıyoruz…

K’ofset çağında “yükseklise”ye enikonu yerleşebilmenin yolu ,

Aparatif kıvamlı yaprak testlerin anasını ağlatmaktan geçer

Hata yapma hakkımız 0’ a indirgenmişken son düzenlemelerle…

Gidiş yolunun doğru olması puan kazandırır mı sandınız?

Ne ve nasıl mı oldu?

(daha&helliip;)

Yayınlandı: 14 Nisan 2012

Yayınlandı: 13 Nisan 2012

YOL HİKAYELERİ 1…

Sanırım en çok karanlıkları özlüyorum, kiri daha çok seviyorum ben. Batakhanelerde kurulmalı en büyük hayaller. Dikenli yollarda yürümeli asfalta inat. Başrole talip olmamalı filmlerde. Dedim ya bugünlerde en çok karanlıkları seviyorum ben, aydınlığın doğmasına şahit olmak için… Çekin üstümden bütün ışıklarınızı, ben bir tek güneşi özlüyorum…

Yollarım dikenliklerle dolmalı, kan revan içinde yürümeliyim. Kanayan ayaklarım değil yüreğim olmalı her adımda. Zifiri karanlıkta çıkmalıyım yola, yolun sonu görünmemeli hiçbir zaman.

Okyanus ortasında kalmalıyım, hatta ilkin ben delmeliyim teknemi. Yavaş yavaş su alırken dayanağım, girdaplar çıkmalı derinden, fırtınalar inmeli yükseklerden. Rüzgara, poyraza inat tutmalı rotayı, su damlaları çarpmalı yüzüme. Islanmış bedenim titretmeli rüzgardan. Fırtınanın dinmesini, girdabın kaybolmamasını bir an beklememeli. Yol almalı sadece, sessizce yol almalı…

(daha&helliip;)

Yayınlandı: 13 Nisan 2012