İçeriğe geç

İnecek Var! Yazılar

Carga la Tromba Edebiyat !

Endişesizler

Cenazede saf tutmuş, namazı yanlış kılmamak için gözlerini bir sağa bir sola çevirerek etrafını kontrol ediyordu. Bir an evvel çıkmayı düşünüyordu. Aklı, avlunun dışındaki tezgâhta gördüğü kavunlarda kalmıştı. “Kavunlar da iyiye benziyor. Zaten yandık öğlenin sıcağında, şöyle iyilerinden götürüp kesip buzluğa atacağım hemen.” diye düşünürken birden sorulan soruya “helal olsun” diyerek katıldı. Ölüyle arasında iki saf varken, ölümle arasında fersah fersah uzaklıklar vardı. Tabut başında kavun kokusu almanın hayata sıkı sıkıya sarılmakla da bir ilgisi yoktu bu adam için. Kendisi ve arkadaşları ölmediği sürece bütün ölüler ehemmiyetsiz ve normaldi. Bencilliğinden değildi asla bu düşüncesi. Mutluluk ya da acı verici vakalar kendisiyle etkileşime geçmeden, bunların muhakemesini yapma ihtiyacı duymazdı. Bi’nevi o pırıl pırıl zihnini bunlara yormazdı. Kendisini, kendisinden başka hiç kimsenin…

Psişik Mevzular 59, ” Herhangi Bi’ağacın Acınası Kuruluktaki Tek Dalının Mihmandarlığında Mazbut Bi’kırmızı Balon ile Hırçın Bi’Türkuaz Uçurtma’nın Konuşamamaklığına Dair “

Bambaşka dillerin konuşulduğu coğrafyalardan başlayan, uzun, süratli ve sert ani iniş ve çıkışlarla geçirilmiş bi’yolculuğun gaddarca yoğurduğu Hırçın Bi’Türkuaz Uçurtma’nın; herhangi bi’özelliği bulunmayan herhangi bi’ağacın acınası kuruluktaki tek dalına palas pandaras çakılması; ne o ağacın ne o ağacın kuru dalının ne de bu satırları okuyanların umurlarında olmayabilir. Ki bunu son derece normal karşılamak da son derece normal karşılanabilir. Keza, hava sıcaklığının dahi zerre değişmediği haliyle sadece saniyeler süren aheste, naif bi’yolculuğun okşamalarıyla terbiye edilmiş Mazbut Bi’kırmızı Balon’un; herhangi bi’özelliği bulunmayan herhangi bi’ağacın acınası kuruluktaki tek dalına pıt diye takılması;  ne o ağacın, ne o ağacın kuru dalının ne de bu satırları okuyanların umurlarında olmayabilir. Ki bunu son derece normal karşılamak da son derece normal karşılanabilir. Fakat;  Bulundukları bu sıkıcı ve…

Psişik Mevzular 58, ” Uyur Bu Şiir “

İndirgemişken aramızdaki en uzak mesafeyi rüya hızıyla Masa taklidi yapan bi’masala Ve kapmışken üstelik en başrolleri en büyük yönetmenden Olmadı. Oysa bırakabilirdik üstesinden gelemediklerimizi yüz üstü gelecek şekilde talihe Öyle derdi Koca Herif, bilir çünkü o Uyuşmuş zihin, parçalanmış dikkat, buğusu kıvamında göz Zor uyudum erken uyandım, Gerçi uyumadan da uyandım çok kere Yürürken de uyandım bi’kere, Pespaye bi’yıldız kaydı sanki benim için gökte o an Şöyle azcık kenara çekildim ben de, nedensiz Sirenleriyle birlikte çıldıran ambulans misali Kırmızı mavi Geçip gitti yanımdan gölge yahut yel gibi; zaman Unuttum sonra Gölgesini gördüm de unuttum. Derimde hissettim ürperdim. Takip etti bunu peşi sıra mucizeler; Zambiya Afrika kupasını aldı Gözümün önünde bi’meczup açlıktan güldü ihtimal öldü  Ve ben bi’densizlik yapıp, bensizin biri…

Psişik Mevzular 57 “Ne Vakit’siz Şiir “

Ceset olmadığımızı kim iddia edebilir? Ve değişebilir her şey ansızın ve bıçakla kesilir kadavralar… Şehirde ki bütün saatler 9′ u gösterdiği zaman… İşte o zaman, dirilir ruhlarımız derinlerden, diplerden… Belki bi’apartman dairesinden, belki lüks bi’yalıdan, belki bi’gecekondudan veya Yayla evlerinden koşarak geliriz güneşe tık nefes, vazifelendirilmek üzre… Kuşçubaşı çöllere küsmeden, Ve Enver’i ayırmadan hayallerinden Yahut Gazi Paşa’yı Anadolu’ya göndermezden hemen evvel Mesela Kaptan’ı “Kim Kaldı”  şiiriyle anlayınca ve sevince… Mesela debili bi’huzme gibi perde aralarından, Oyuk ve çatlaklardan sızan su gibi mesela; Haber vermeden aynı zamanda rahatsız etmeden Sızar ve dolarız her deliğe, köşeye, kuytuya… Herkesin göremeyeceği, görenlerin gözlerinin kamaşacağı Fikirler saplanır sadağımızdan idraklere…  Uyananlara söyleriz sessizce, Ve sadece uyananlar haberdar olur kesafetimizden ve taşkınlığımızdan… Taşarız behemehâl… Şehirde ki bütün saatler 9′ u…

Psişik Mevzular 56, ” Kendisiyle Arası Açılan Adamın Serencamı “

Gasteci: Farklı görünüşünüzü eleştirenler hakkında ne düşünüyorsunuz? Lady Gaga: Gülüyorum onlara, hepsi birbirine benziyor! Ben: Hay gagasını öptüğümün Lady’si, ne güzel dedin öyle! Lady Gaga: Mersi canım. Kendiyle Arası Açılan Adamın Serencamıdır! İlk çocukluk günlerinden, kartlaşmaya başladığın şu günlere dek, gerek hısım akraba, gerek yakın ve gerekse uzak arkadaş çevren tarafından bilinçli yahut bilinçsiz bi’şekilde hep birilerine benzetildin. Davranışlarına bakarak kimin iyi, kimin kötü niyetli olduğunu anlaman zordu, zaten sen de anlayamadın. Müspet manada bile olsa herhangi bi’benzetilmenin sinirlerini fena halde yıprattığını; kimseye benzemediğini hatta kendinle dahi bi’benzerliğinin bulunmadığını çok iyi biliyordun; fakat bi’tek sen biliyordun. Onların gözünde sen, hep arka sıraların öğrencisiydin. Bu yüzden pek duyulmadı sesin. Zaman zaman duyurabildiğin anlarda oldu elbet. O zaman da -bu çocuk kime…

Psişik Mevzular 55, Gerçekten Şahane Çorap Giyiyorsun!

Bana çiçek gönderme Bir kuş ağacı gönder Dallarında gezinsin Kül rengi güvercinler Konsunlar yastığıma Uyutmak için beni Sırtlarında kuş tüyü Gagalarında ninni Ülkü Tamer Uykuyla ve Kendiyle Arası Açılan Adamın Kendine Serzenişidir! Şahane ahkâm kesiyorsun. Öyle ki kestiğin her ahkâm faiz oranlarını tavana, borsayı tabana iteliyor. Tahrip gücü yüksek parça tesirli ahkâmlar… Fakat uyuyabiliyor musun? Uyuyamıyorsun. Hava sıcaklığı ne olursa olsun yorgansız uyuyamıyorsun. Ayağın çoraplıysa da uyuyamıyorsun, oda kapısı açıksa da. Ortam çok sessizse uyuyamıyorsun. Keza ortam çok gürültülüyse de uyuyamıyorsun… Efendine söyle; ayakların içten içten yanıyorsa da uyuyamıyorsun, dıştan dışa donuyorsa da. Hâsılı; yazacaksan uyuyamıyorsun, okuyacaksan uyuyamıyorsun, seçim geceleri uyuyamıyorsun, düşünüyorsan uyuyamıyorsun, kaçta uyanacağın belliyse asla uyuyamıyorsun, uyuyanlar aklına geldiğinde de uyuyamıyorsun. Bazen saydığın bütün bu koşullar sağlanmış olsa bile…

Psişik Mevzular 54, “Rakıyı Hep Çay Bardağından Yudumladılar “

Pala Ragıp ( nam-ı diger Koca Herif ), Kamalak Ali, Pıtırcı Memmed, Ayı Hakkı, Eczacı Mustafa, Albay ( rivayet o ki adını bilen yoktur ), Camgöz Sıtkı, Heyhey Özcan, Kandan Vedat, Habeş Mustafa, Köfte Erdem, Dolma Memmed, Artiz Kemal, Doktor İbrahim ve Komünist Hoca… Bir dönemin şahsiyetini tamamlamak adına hayatlarını kardeşçe paylaştılar ve rakıyı hep çay bardağından yudumladılar.  Ankara’da doğdular. İlk kahveye çıkış, saçları geriye doğru ilk tarayış, yeni yeni terlemeye başlayan bıyıkları ile ilk kavga hep Ankara’da, hep, hep birlikte oldu. Dağılarak Ankara’nın dört bi’köşesine Neşetle gönül dağlarını eritip, Bedia Akartürk ile kesik çayırı biçtiler. Ankara’da öldüler. Siyaseti sevmediler ve sandığa gitmediler. Öyle ki; 80 ihtilalini bile sadece zamanlaması bakımından eleştirdiler. Onlara göre sokağa çıkma yasağı ile av zamanı…

Psişik Mevzular 53,”İn-leyen Hayatlar Senfonisi”

Bilenler bilir, hep beni bulur böyle şeyler… Böyle şeyler, bilenler bilir ki beni bulur hep. Hep beni bulur böyle şeyler bilenler bilir yani… Akla hayale gelmeyecek yerlerde, kimsenin ihtimal dahi vermeyeceği olağanüstü kısıtlı zamanlarda ve çoğu zaman perişan bi’haldeyken karşıma çıkar hep böyle şeyler. Karın ağrısı şikâyetiyle hastaneye gittiğimde de bulur, gecenin bi’vakti şehrin unutulmuş bir köşesinde unutulmuş bi’bankta oturup çekirdek işlerken de bulur. Dahası şehirlerarası yolculuklarımın ihtiyaç molalarında bile bulduğu olur. Kısaca bulur da bulur. Nedense hep aramadığımda bulur, aradığımda sırra kadem basıp kaybolur. Böyle şeyler hep böyledir zaten. Artık böyle şeylere sebep aramak uğruna kafa patlatmıyor ve sonrasında yaşanan gerilimlerin veya gelişmelerin üstünde durmuyorum. Hepsinin birbirini tamamlar nitelikte ki tekrarlardan ibaret olduğunu biliyorum çünkü. O yüzden şu anda…