İçeriğe geç

Kıssadan Hisset

   Kendimle çeliştiğim doğrudur. Bir çok konuda. Doğrularım eyleme geçtikten sonra yanlışlarım olabiliyor

“Sen haklıydın , kaçmalıydı buralardan

Göze çarpmadan, kimselere göz kırpmadan

Kalabalık ya da tenha, ayrım yapmadan

Kaçmalıydı buralardan, sen haksız çıkmadan.”

   Her şeye gülmemeliyim mesela. İçinde tarifi anlamsız bir boşluk varken bilmem kaç kasını harekete geçirip dudaklarını germek niye? İnsanları bu şekilde kandırmak da hoş değil ama münasip.

“Oysa kar taneleri,

Hafiften yağar ya..

Ne de yakışır saçlarına.

Günün ilk ışıkları

Okşarken yanaklarını

Oturup izlesem ya..

Seyir zevki yüksek bir manzara”

   Senin konun açıldığında içimden bir buharlı tren geçmemeli mesela. Seni gördüğümde her şeyi unutmamalıyım. Hayat böyle devam etmez çünkü. Sen gittiğinde ben yine yaşamaya çalışacağım. Varlığına alışmak, gidişinle varlığımı inkar etmekle eş değer. İnsan kendi varlığının spotlarını kapatabilir mi? Yaşama sevincini yitirebilir mi karanlık bir sokakta? Umudunu bir şişeye koyup umarsızca savurabilir mi?

“Şehrin tüm ışıkları kararmadan, bize rahat yok anlaşılan.

Sen kalbimi eline almadan, bana yollar yar anlayacağın”

   Ne kadar acı , keder , hüzün varsa yüreğinde alabilsem hepsini. Senin yüreğin de ellerin gibi narindir. Kaldıramaz. Gözlerinden akar, gülüşüne damlar. Bu sefer ben kaldıramam. Gel, etme. Ver bana canını acıtan, yüreğini kanatan ne varsa. Yalnız kalmazlar korkma, hem yalnızlığıma da yoldaş olurlar. Bu saatten sonra bana bir şey olmaz.. değil de, sana bir şey olmamalı.