İçeriğe geç

KIRMIZI BALON

Kirmizi balon

Hatırladıkça ağırlaşan anılar var. Ne daha güzel ne daha kötü. Olduğu gibi çöküyor zihnine, daha derine. Düşündükçe içinden çıkılmaz hale gelen saplantılar gibi. Bataklıktan kurtulmak için kanat çırpan sinek kuşunu düşün. Çölde yön bulmaya çalışan yarasayı. Soyu tükenmek üzere olan ornitorenkleri düşün. Çaresizlik üzerine bir tez hazırlıyorsan başlangıç noktan hazır.

“…Masada iki boş çay bardağı ve sessizlik. Oturuyoruz saatlerdir. Ama bu sessizlik konuşacak bir şey kalmadığından değil. Ağırlaşan ruhlarımızdan, nedensiz acılardan ve gereksiz hüzünlerden. Karşımda oturmuş bana bakıyor. Bazen göz göze geliyoruz. Ve bazen aynı hislerle kanıyoruz. Bunu fark edince ya o kaçırıyor bakışlarını ya da ben bir nefes daha çekiyorum derinliklerindeki ruhumdan.

– Hadi bana bir şey anlat.

– Ne anlatayım?

– Bilmiyorum. Anlat…

Bir başka masa kuruluyor içimde. Ben ve daha çok ben oturuyoruz. Farklı ve garip versiyonlarım var masada. Ama hepsinin kulağı bende. Anlat diyorlar. Anlatıyorum ben de. Saçlarını anlatıyorum. Dalgalı bir denizden çok sonbaharda dalından kurtulan bir yaprak gibi. Her yer kahverengi. Kalbini anlatıyorum. Kış ortasına kurulmuş bir soba gibi. Sanki tüm hayatımı ısıtacak gibi. Ellerine yaklaşsam ısınıyor ellerim. Gözlerini sona saklıyorum…Anlatamıyorum. Gösteriyorum ama. Yetiyor.

– Sana kırmızı balonların hikayesini anlattım mı?

– Hayır.

O gülümsüyor ve içimde ince belli çay bardakları doluyor

– ’ Genç kız yorgun. Parka giriyor ve boş bir bankta soluklanıyor. O sırada etrafta koşuşturan çocukların neşesi bulaşıyor yüzüne. İnsanların alıştığı ve artık değerini anlamadıkları mucize gerçekleşiyor. Ve Genç kız gülümsüyor. Parkı izlemeye koyuluyor. Torunlarını getiren pamuk şekerinden nineler sohbet ediyor , örgü örüyorlar. Salıncak kavgasına girişen iki ufaklıktan biri kumlara oturup dünyaya küsüyor. Başka bir bankta adam elinde bir balonla oturuyor. Pek de baba modelinde değil. Aniden kalkıyor ayağa ve yukarı bakıyor. Nereye diye merak ederken etrafta hiç bina olmadığını görüyor. Adam ipi tutan elini gevşetip balonunu izliyor. Balonun kırmızı küçük bir noktaya dönüşüp maviliklerde kaybolana dek. Diğer elindeki sönmek üzere olan sigarasını çöpe yollayıp kalkıyor. Genç kız merak etmek için bile çok yorgun. O da evin yolunu tutuyor.

Aradan bi kaç gün geçmeden tekrar görüyor adamı. Aynı park aynı bank. Ve yine bir elinde sigara diğerinde balon. Adam parktan çıkarken genç kız sorularına yanıt alabilmek cesaretini topluyordu. Geç kaldı. hep olur böyle şeyler hayatta. ‘Tam vakti’ büyük bir aldatmaca. O an asla doğru zaman değildir.

Yeniden evine döndü. Kafası daha da karışıktı, sorulara cevap bulamadığı gibi yenilerini de ekliyordu

Her şeyi planladı. ‘Tam vakti’ nde parktaydı. Adamın sigarası bitmeden oturdu yanına. Adam sigarayı söndürdü ve ona döndü. Ciddi bir ifadeyle baktı bir süre. Sonra gülümsedi. Elini tuttu, Elindeki kırmızı balonun ipini genç kızın eline tutuşturdu. Kalktı , göğe baktı. Sonra uzaklaştı.

Genç kız bir süre yerinden hiç kımıldamadı. Donmuştu. Üstelik soracağı sorulara da asla cevap alamayacaktı. Anlam veremiyordu. Daha sonra merak yerini başka duygulara bıraktı. Sonra bir tebessüm. Adamınki kadar ince ve narin, içten. O da ayağa kalktı, o da göğe baktı. Biraz zor da olsa balon özgürlüğüne bu sefer genç kızın parmakları arasından ulaştı.

– Bitti mi?

– Bitti, son işte.

– Güzeldi. Ama ben anlamadım sanırım

– Neyi anlamak istiyorsun?

– Mesela adamın amacı neydi. Neden kırmızı balon, gibi.

– Cevabı olmayan sorular sormaya bayılıyorsun.

– Ama bir sebebi olmalı, değil mi?

– Bir sebebi var, evet. Ama umduğun ya da beklediğin gibi değil. Adam kendini arıyordu. Kendisi gibi birini. Onu anlayacak birini.

– Tamam da bulduysa neden gitti

– Gitmedi. Onun da anlaması için zaman tanıdı. İnsan ömrü kısa, ancak hissettiklerinle uzatabilirsin. Ama zamanı değil. Yaşama sevincini.

Gülümsedi yine ve çaylar tazelendi.