İçeriğe geç

Kalbin Kiri ve Pası

Kızıyorum kendime, kendimi daha net ifade edemediğim için. Kızıyorum ona buna, beni benden daha iyi anlatanlara. Övgüm nefretime, nefretim samimiyetime karışıyor. Sonra sarılıyorum sözlerine, kelimelerine. Onlara sarılır gibi. Özür diler gibi. Teşekkür eder gibi.

İçtenliğine tutunduğumuz insanlar var. Dolayısıyla cümlelerine ve notalarına tutunduğumuz. Kendin gibi birini gördüğünde dayanamıyorsun. Açılıyor yaraların, kanıyor. Sarmaya çalıştıkça aslında daha çok deşiyorsun, daha derine iniyorsun. Batıyorsun ve batırıyorsun.

Üstelik iyileşme umuduyla yapıyorsun tüm bunları. Duygularınla onun duygularına sarılıyorsun.

Akşamdan beri devam eden yağmur azalsa da durmamakta ısrarcıydı. Gün batmadan yağan yağmur biraz daha iyi hissettiriyor ama gece olduğunda işler değişiyor. Keder bağımlısı ruhum aşırı dozdan ulaşıyor amacına. Yere düşen her damlayla ben biraz daha yıkılıyorum. Yoldan geçen arabaların yayaları her ıslatışında ben bir sigara daha yakıyorum. Elimdeki çayla ve önümdeki küllükle tartışıyorum. Yağmur dinmeden bana rahat yok. Sanki ölümüm o yağmurlu gecelerden birinde olacak gibi. Ölüm kadar net bir cevap bekliyorum.

İşte o gecelerden birinde kapımı çaldı. Islak saçları yanaklarına yapışmıştı. Üzerindeki ince hırka altındaki t-shirtün içinde erimiş gibiydi. Ayakkabılarını çıkarıp eline almış, çıplak ayaklarıyla betona basıyordu. İçeri girebilir miyim dedi ve girdi. Yorgunluğu mahcupluğunu gizliyordu. Bir havlu ve kuru giysiler verdikten sonra içecek bir şey alır mısın diye sordum. Kahve dedi. Kahve yanı başında soğurken o izliyordu. Dizlerini göğsüne yaslayıp iki büklüm oldu. Hayatımda olduğu gibi kanepede de pek fazla yer kaplamak istemiyor gibiydi. Kafasını dizlerine yaslamış, elindeki sigara bitmesin diye dua eder gibi bir hali vardı. Belki bi kaç saniye belki de bi casino online kaç saat karşımda o halde kaldı. Konuşmasını beklemenin aptalca olacağını düşündüm. Sanırım kafasını dağıtmasına yardımcı olmak, bir ev sahibi olarak görevimdi. Ne söyleyeceğimi düşündüm uzunca bir süre. Hayatındaki her şey değişmiş olabilirdi. Anlatmak istediğinden emin değildim. Değişmeyen şeylerden konuşmak en mantıklısıydı. Aylardır görüşmemiştik. Nedenlerden konuşmak istemedim. Onu suçlamak da en az konuşmasını beklemek kadar boş ve sonuçsuz olurdu. O yüzden sordum. “Hayaller gerçekleşince değerini yitirir mi?”

Kafasını kaldırdı ve gözlerini halıdan zar zor ayırarak yüzüme baktı. Eli kahveye gitti. Bir yudum aldı. Bakışlarından, o an sahip olduklarını ve kaybettiklerini düşündüğünü anladım.“Yitirilen bir şeyler var ama değeri değil. Hayaller gerçeklerle kirleniyor.” Gülümsüyordum. Hayran kalıyordum. Sonra sinirleniyordum. Kıskanıyordum. Hiçbiri gülümsememe engel olamıyordu. O ise verdiği cevaptan tatmin olmuş bir halde sigarasını tekrar dudaklarına götürdü.

Sonra ne mi oldu. Sanki bu cevabı vermek için gelmiş gibi kalktı. Kahve için teşekkür etti. Kapıya kadar yürüdük ve başka bir kelime çıkmadı ağzından. İnsanı yıkanın beklentiler olduğunu uzun zaman önce öğrenmiştim. Onu ilk gördüğümde de bu gece kapıyı açtığımda da fazlasını beklememiştim. Islak ayakkabılarını çıplak ayaklarına geçirdikten sonra kafasını kaldırıp son kez baktı. Gözlerinden hala aynı ışık ve aynı karanlık yansıyordu. Görüşürüz ya da elveda fasıllarının sahteliğinde anlaşmış gibiydik sanırım. Onu bir daha hiç göremeyebilirdim ya da ertesi gün kapımı yumruklayabilirdi.

Mutlu olmak için gerçekleşebilecek hayaller değil, hayaline yaklaşabilecek gerçekler dile.

Hayalin cazibesi mi yoksa insandaki umut sarhoşluğunun sonucu mu bilmiyorum ama gerçekliğe en yakın olduğu an, hayalin insanı en mutlu ettiği an oluyor. Ne öncesi ne sonrası o tadı bulmuyor. Yaşayabilmek için genlerimize yahut ruhumuza işlenmiş bir yanılsama. Hile. Umutla tutunabiliyoruz hayata. Hayaller kadar temiz kalamayınca gerçekler, biz de eskisi gibi olamıyoruz. Sonra mırıldanıyoruz. “Ah bu şarkıların gözü kör olsun.”