İçeriğe geç

Hasret Çektiğim Doğrudur

DSC_2

Hasret çektiğim doğrudur.

Gecenin bir yarısı.

Uyuya bilirsem eğer uyandığımda bayram olacak.

Ne bayram ama!

Bad-el harab-ül Basra!

Halep yok! Şam kan ağlıyor! Kudüs kıskaç altında! Türkistan boynu bükük! Çeçenistan sindirilmiş! Afrika açlığa teslim! Müslüman coğrafyasında sömürünün bini bin para! Balkanlarda hüzün yılı.

Ezanlar, salalar, tekbirler…
Hasret çektiğim doğrudur.
 
Yıl: 1912
“Balkan Savaşı kopunca, hududa çok yakın olan köyde, bir akşamüstü şu korku yayılmış: Düşman geliyor!”
 
Yıl: 2013!
Uzun zamandır bir film arayışı içerisindeyim. Yarama merhem olacak bir film.
 
Okumalık bir kitap gibi izlemelik bir film!!
 

Sanat derdi olan insanın ürünüdür.

Bu millet ruhunu kaybetti dendiği gün her şeyimizi kaybetmiştik.

Sinemayı ise kazanamadan, tanıyamadan kaybettik.

Evet, bir film arayışı içerisindeyim. Derdime derman olacak bir film.

İmparatorluğun mirasına sahip çıkacak bir film.

“Balkanlar Bizimdir” diye dünyaya haykıracak bir film.

101. Yıldayız.
Bir gazete köşesi:

Milli Eğitim Bakanlığı ile Kültür Bakanlığının ortaklaşa yürüttüğü çalışmada sona yaklaşılıyor. Üniversitelerin büyük katkıları dev proje ruh veriyor. 1912–1913 Balkan Sürgünün yüzüncü yılı anısına hazırlanan film şimdiden kitleleri ayağa kaldıracak, hüzünlendirecek nitelikte. Büyük sanatçılarımız ise bu projede çalışmaktan onur duyduklarını yüzlerinde ki mütevazı tebessüm ile beyan ettiler!

Evet, bir film arayışı içerisindeyim. Derdimi anlatacak bir film.

Zaman gecenin karanlığında ilerliyor. Bayram Namazına saatler kaldı.

Gözyaşı Hikayesinden bir kesit daha geliyor aklıma.
Kalk Ali, kurtulduk Ali! Diyor. Gülümsüyor, kesintisiz, geceki yağmur gibi dökülen gözyaşları içinde gülümsüyor…
 
Hasret çektiğim doğrudur.
Adetler, deyimler, yaşantılar…
 
Theodoros Angelopoulos: Yunan Sinemasının en önemli kilometre taşlarından bir tanesi. 2012 yılında vefat etti. Filmlerinde müziğin büyüsü var. Tarihin kokusu… Toplumsal sorunlar… Filmlerinde ki ana temalardan bazıları.
 

2

Ağlayan Çayır: Angelopoulos’un 2004 yılında çekmiş olduğu filmi. 20. Yüzyılda yaşanan iki büyük savaşın Yunan halkı üzerinde ki etkilerini anlatır. Filmde savaş sahnesi yok denecek kadar azdır. Savaşın geri planında bulunan ve savaştan en büyük darbeyi gören anneler, aileler, çocuklar, kızlar… Gözyaşı, umut filmin her sahnesindedir. Film 20. Yüzyılın başında Balkanlardan göçmek zorunda kalan Yunanlılara adanmıştır. Bu göçle birlikte drama dönüşen hayatlar işlenmiştir. Film Eleni’nin çocukluğu ile başlar. Yaşlılığı ile son bulacaktır. Karakterimiz çok az konuşur. Eleni’ye düşen her daim gözyaşıdır. Balkanlardaki son yüzyılının belki de tek gerçeğidir bu ifade. Onun kelimeleri gözyaşı ve haykırışlarıdır. Dünyaya bir haykırıştır. Savaşın sebebi olan erkeklere bir haykırıştır! Kadınlar ve çocuklar suya kapılmış kayık misali hayatın içindedirler ve kendilerine düşen kaderin içinde sürüklenmektedirler. Ezgilerde hüznün sesi var. Renkler göçü anlatıyor. Tabiat bile göçen insanları kabul etmekte zorlanırken, göçen insanlara Amerikan rüyası bir umut ışığı olur. Tamda İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. Filmin sonu da yaşanan trajedi kadar insanı etkilemeye yetiyor.

Her film bitmek zorundadır. Ben ise bir gün çekilecek bir filmin hayalindeyim. Bizi bu vebalden kurtaracak bir film arayışındayım. 2012–2013 yılının Balkanlar için ne ifade ettiğini anlatacak bir film. Balkanların, Türkiye Cumhuriyeti için ne ifade ettiğini anlatacak bir film arayışı içerisindeyim. Gözüm gazete köşesinde küçük bir haberi arıyor. Bizi vebalden kurtaracak bir film. Ağlayan Çayır’ı izlediğimde aklıma gelen ilk düşünce: ‘Bu filmi bizim çekmiş olmamız gerekirdi!’ Fikri oldu. Şüphesiz filmin her sahnesi eleştirilmeyi buraya yazılmayı hak ediyor.

Türkiye’de egosunu ve cebini tatmin eden x yönetmenler, y sanatçılar. Bilenen denklemin içinde ki safınız belli!

Burada aklıma gelen tek kelime ise vefa.

Camiler, türbeler,  çeşmeler…
Mezarlar, minareler, insanlar…
Hasret çektiğim doğrudur..