İçeriğe geç

Dilek Kutusu

Nedensiz yere gülmek istiyorum, kahkaha atmak, gözleriyle bana deli gömleği giydiren bakışların arasında. Nedensiz sinirlenmek ve sağlam bir yumruk atmak istiyorum, kaldırımda yürürken, karşıma çıkan ilk adama. O yerde kıvranırken, yakasına yapışıp ‘Neden?’ diye bağırmak için suratına. Neden yokken ağlamak, kalabalık bi hiçliğin ortasında… Ve ben değişmeliyim, bir nedene ihtiyaç duymadan.

  Sebep yokken sonuç çıkarmalıyım. Kaybolmalıyım. Birinin beni bulmasını beklemekten sıkıldığım için değil. Kabullenmek adına. Yalan değil, çok uğraştım kabullenemediğim bir topluma giriş biletini kazanmak için, umutsuzca. Evet, kaybolmalıyım. Ve nedensizlikler denizinin ortasındaki ıssızlık adasında, yanıma almadığım üç şeyle, ölüm mücadelesi vermeliyim. Yenilgi kabul edilemez olmalı benim için. Varsa hayatın bir dengesi, orada kendine yer bulamayanlar için. Tutunamayanlar için. Onlar için kazanmalıyım. Uydudan yerimi bulamasınlar diye ‘evde yokum’ yazmalıyım taşlarla, yosunlarla ve deniz kabuklarıyla. Olur da densiz bandıralı bi kuru yük gemisi gelirse, el sallayıp yön tarif etmeliyim. ‘Bir gemideyse insan, hala umut var demektir. Varmak istediğiniz hedef, üzerinde bulunduğum yas parçası değil. Ben de kurtarabileceğiniz biri değilim. Yolunuza gidin. Dönmeyin, kelimelerin tesir etmediği kulakları olan varlıkların yurdundan.’ Yeni vatanımın her karışını arşınlamalıyım. Anlayamadığım her insan için ağıtlar yakmalıyım, yalın ayak. Adadaki tek hindistan cevizi -ya da ne tür varsa işte- ağacının kökünü kazımalıyım. Zaten göt kadar olan adanın her gün bir metreküpünü denize bağışlamalıyım. -Kalmadığında ayaklarımı basacak toprak, engin mavi beni bağrına basacaktır.- En sonunda yüzmeyi unutup, bırakmalıyım kendimi derinlere. Balıklara sormalıyım “Boğulmuyor musunuz bu kalabalıkta?”. Tam cevap verecekken biri, ne diyeceğini unutmalı. Dönüp arkasını gitmeli, alıştığım gibi. Balıklarla da yapamayınca, ciğerlerime ağırlık yapan tüm havayı boşaltıp, daha hızlı batmalıyım. Yeteri kadar aşağılara indiğimde bilinç denen meretten sıyrılıp, krill’lerle dost olmalıyım. Derinlik sarhoşu olmadan sızmalıyım. Ve suya karışmalıyım o anda. Her şeyin anlamını yitirip hiçliğin tacı ele geçirdiği an. Ve işte tam ‘O an’ sen, çıkmalısın artık aklımdan.