İçeriğe geç

Değişen Dünyanın İnsanları

Fahrenheit 451

“Pazartesi Miller Yakarız,

Salı Tolstoy,

Çarşamba Walt Whitman.

Cuma Faulkner,

Cumartesi ve Pazar da Schopenhauer ve Sartre…”

 

Fikrin öldüğü bir dünyadayız…

Kitapların yasaklandığı bir dünya…

İtfaiyecilerin görevi yangın söndürmek değil. Yangın çıkarmak. Kitap yangını…

Değişen Dünyanın İnsanları özgün adı ile Fahrenheit 451 İngiltere ve Fransa ortak yapımı bir filmdir. François Truffaut’un yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı film 1966 yılında gösterime girmiştir.

Filmimiz Ray Bradbury‘ın aynı isimli kitabından sinemaya uyarlanmıştır. Ray Bradburyın kitabında konu Amerika’da gelecek bir zaman diliminde geçmiş olsa da film yer ve zaman belirtilmeden izleyiciye sunulmuştur. Görüntünün ve resmin yaygınlaştığı bir çağda televizyon insanları esir almış durumdadır. Katı yönetim tarafından sunulan her şey halk tarafından sorgusuzca kabul edilmektedir.

Filmde gelecek bir zaman dilimi kurgulanmış olsa da çekildiği dönemin izlerini de yansıttığını söyleyebiliriz. 20. yüzyılın diktatörleri uyguladıkları katı politikalar ile kitleleri sürü halinde yönetmişler ve bu durum soğuk savaş döneminde de alabildiğine kendini hissettirmiştir. Keza tarihin birçok devrinde de bu duruma şahitlik edilmiştir. İskenderiye Kütüphanesinin yakılması, Orta Çağ Avrupa’sında Kilisenin düşünce üzerinde baskısı, Endülüs’te harap edilen medeniyette insanlığın utanç tablolarından birisidir. 12 Eylül’de yakılan milyonlarca kitap da geçmişin karanlık sayfalarında kül olup gitmiştir. Baskı rejimlerinin tek tipçiliği ve bireyin düşüncesini öldürmeye dönük eylemleri tüm gerçekçiliği ile filme yansımıştır. Düşence üreten kitaplardan duyulan korku, bebek arabasındaki çocuğun üzerini aratır hale getirmiştir.

Geleceğin dünyası, ilaç kullanarak yaşama, irade kontrolü ve tek tip evlerde yaşama imkânı da sunmaktadır! Televizyon ise bu evlerin olmasa olmazıdır. Kuzenler ismi verilen programa izleyiciler evlerinden katılabilmekteler. Bu sistemle televizyona bağlı bir yaşam ve aile oluşturulmuştur. Televizyon izlenmediği anda ise Kuzenler ailesinden atılma gerçekleşir. Aileden atılan kişi toplum tarafından dışlanmaktadır. Bu durum insanın televizyonun karşısından ayrılmamasına neden olmaktadır. İtfaya görevlisi Guy Montag’ın zaferlerinden birisi televizyona karşı duyarsızlığıdır. Parçalanmış televizyonun yanıp sönen ışığında kitap okuması manidardır.

Yabancılaştırılmaya maruz kalan halk ise tamamen suçsuz değildir. Keza okumayan halktır!

Filmin can alıcı noktalardan birisi ise “kitap insanların” varlığıdır. Bu şahıslar dışarıdan bakılınca serseri, içeriden bakınca kütüphanedir. Kimisi Machivelli’nin Prens’i, kimisi de Shakespeare’in Hamlet’idir. Onlar kitap insanlardır.

Yasak meyvenin ısırılması filmde anlatılmak istenen konulardan birisidir. Filmde görüyoruz ki yasak meyve yine elma olarak nitelendiriliyor. Elmayı veren ise bir kadındır. Gerek bayanın yeri vurgulanması açısından gerekse geçmişe atıf olarak bu meyve değerlidir. Meyvenin yenmesiyle elde edilecek olan bilgi, insanın eline verilmiştir.

Konunun yanında filmin müzikleri, tanıtım yazıları da dikkat çekicidir. Filmin başında her bir isim evlerin çatısında ki antenlerine odaklanıp, yakın çekimler yapılarak, seslendirilerek verilmiştir. Müziğin karamsarlığı ve korkutuculuğu Alfred Hitchcock’un korku filmlerinde ki etkiyi uyandırmaktadır. Yaşanılan zamanın karamsarlığını yansıtmaktadır. Ayrıca siyasi anlamda bakıldığında korku ütopyası olarak niteleyebileceğimiz politik bir filmle karşı karşıyayız.

Kitapları saklanıldığı yerden bulup çeşitli özel aletlerle yakma görevi verilen itfaiyecilere okutulan ders de dikkat çekicidir. Kitapların saklanabilecek yerlerin nereler olduğuna dair eğitimin verilmesidir.

Kitapların saklanıldığı yerler oldukça çeşitlidir. Televizyonun içi hayli güzel bir kitaplık olabilir. Yahut da kalorifer peteklerinin araları; buzdolaplarının, çikolata ve sigara kutularının, çaydanlıkların içi…

Bulmak için öncelikle nasıl saklanacağını öğrenmek gerekir.

Sahi siz olsanız nereye saklardınız kitaplarınızı?