İçeriğe geç

Ben, Kendim ve Muzaffer

 

-Muzaffer

-Efendim abi

-Sigaram bitiyor çay yetiştir

-Hemen abi

Muzaffer yirmidört yaşında, babayiğit ama ağır başlı, sessiz bir çocuk. En yakın arkadaşımın oğlu. Babası Kenan ile hukukumuz sağ sol mevzusu kadar eski. Muzaffer’e rağmen terk etti bu dünyayı lüzumsuz. Dokuz yaşındaydı o sıralar. Annesi Süheyla’yı evlendikleri günden beri sevememiştim. Haksız çıkmak isterdim ama iki yıl sonra ne idüğü belirsiz bi adamla kaçtı. Güç bela velayetini aldım. Şimdi nasıl bilmiyorum ama o zamanlar çocuk esirgeme kurumuna pek güven olmazdı. Önyargılıydım anlayacağınız. Azılı haydut yetiştiriyor sanırdım. Yine de iyi mi ettim kötü mü ettim bilemedim.

Babadan kalma bakkal dükkanım el verdiğince en iyi imkanları sunmaya çalıştım. Öyle özel okullar, kolejler olmasa da sordum soruşturdum, en güvenilir hocalara emanet etmeye çalıştım. Ortaokulda yeni matematik hocası tokat atmış. Cinlerim tepeme bindi. Eski zamanlar gibi çıkış saatini bekledim. Arabasına binmeden evvel sağlam bir yumruk çaktım şerefsize. Kim olduğumu söylemedim. Her hangi bir öğrencinin babası veya hamisi olabilirdim. Tüm öğrencilerinden çekinecek, hiç birine dokunamayacaktı.

Liseyi bitirdikten sonra üniversite okumak istemedi Muzaffer. Ne kadar zorladıysam da ikna edemedim. Maddi durumum pek iyi değildi. Biliyordu kerkenez yavrusu. Onu okutmak için tek yok bakkalı devretmekti. Gözümde değil dükkan falan. Hiç söylemese de istemeyerek okumaktan vazgeçtiğini biliyordum.

-Ulan Muzaffer bok mu vardı da takıldın peşime.

-Estağfirullah abi

-Öyle öyle. Bi de emanetsin güya. Kenan sorsa öbür tarafta iyi baktın mı oğluma diye, he derim, bakkalda çırağım yaptım. Sağa sola, ota boka onu gönderiyorum. Tam da çocuğu için istediği hayattır.

-O nasıl söz abi. Sen en zor zamanlarımda yanımdaydın. Babalık ettin bana. Esirgemedin hiçbir şeyini.

-Neyim var da esirgeyecekmişim kerata. Bakkalı satsam borçları ancak öderiz.

-Hallederiz be abi. Sıkma sen canını

-Ulan kaynanasını sevdiğim, sen ne zaman malı mülkü dert ettiğimi gördün benim. Senin için endişeleniyorum. Bizi hiç uğruna kendi kardeşlerimize kırdırdılar. Babanın bana attığı yumruk hala sağ gözümde seğirme yapıyor. Belki bininci kez anlatıyorumdur. Sen sıkılma dinle, dinle ki bi boka yarasın o zaman yediğimiz dayaklar kıydığımız canlar. Bir daha yaşanmasın.

Boynunu büktüğü zaman kocaman cüssesine rağmen hala dokuz yaşında gibi görünüyor gözüme. Yıllar sonra bile Kenan’dan bahsedince bi hüzün çöküyor üzerine. Ellerini birleştirip parmaklarını sıkmaya başladı. Yıllardır yetim olduğunu ona hissettirmemeye çalışırdım. Başarısız olduğum vakitleri bu hareket belli ederdi. Benim de canımı sıkıyor. Yakıyorum bi sigara.

-Demem o ki Muzaffer sen onlar gibi olma. Sen bizim düştüğümüz hatalara düşme. Her şeye rağmen insanlığın olsun belinde. Nefret yerine sevgi taşı kalbinde.

Yine çocuğun aklını bulandırmaktan korkuyorum. Ama elimde değil aklımdaki tilkileri salıveriyorum.

-Canım yanıyor Muzaffer. Ancak canımı yakan borçlar değil. Canımı yakan hissizleşen insanlar, makineleşen bu toplum. Gözlerimin önünde boşa akıp giden hayatlar. Dur diyememek sonunda beni gerçekten deli edecek.

-…

-Bakma öyle. Eskiden şöyleydi böyleydi zırvalığına girerim mi sandın. Eskisi yenisi yok bu işin. Amaç İnsanlığı yok etmek. Sen uyu yeter ki sistem senin için en uygun modeli piyasaya sürer. Şu mahallede popüler kültüre esir düşmeyenler de var. Çünkü bi önceki sürümü kullanıyorlar halen. Yaftalama, yargılama, yalanlama. Eski güçler birliği online casino anlayacağın. Benim için ne derler bu mahallede?

-Abi..

-Söyle lan, bilmeyen mi var.

-D.Deli

-En sevdiğim lakabımdır. Zamanında katil de oldum pezevenk de. Sağcı da dediler bağnaz da. Biri de gelip sormadı doğru mu diye. Sanırsın dialog’un kelime anlamı iki kişinin başkası hakkında konuşması, iftirada bulunması. Allah aşkına söyle Muzaffer dükkana girip selam veren kaç kişi?

-Bugün iki abi. Biri çaycı Rıza diğeri aşağı mahallede oturan Yusuf öğretmen.

-Desene durum vahim. Biri pulları almaya geldi diğeri veresiye hesabı uzatmaya.

-…

-Korkuyorum Muzaffer. Kendim gibi kalamamaktan korkuyorum. Onlar gibi olmaktan. Ortada bi savaş olmamasından korkuyorum. Galibin çoktan belli olduğundan. Burada yaşamaya korkuyorum. Sonunda yaşamamış olmaktan.

-Napıcaz abi?

Yapmıştım yine yapacağımı. Geçmişini mahvettiğim yetmezmiş gibi geleceğini de söndürüyordum çocuğun. Kendi uyum sorunlarımı empoze etmiştim gencecik bu beyne.

Hayır hayır. Doğru yaptım. Emanet banaydı. Bir bildiği vardır yine de Sol Kroşe Kenan’ın.

Bu kokuşmuş yerde mi yaşayacaktı. İnsanlığı böyle mi tanıyacaktı. Belki de hayatımda yapabileceğim en doğru şeydi.

-Gidiyorum buralardan Muzaffer

-Hayırdır abi, nereye?

-Sahte olmayan herhangi bir yere. Yüze tükürmenin, yalandan yere yüze gülmeye tercih edildiği bi yere.

-Ben ne olacağım abi..?

Boynunu büktü yine. Saçlarını karıştırdım her zaman yaptığım gibi. Kafasını kaldırdı. Gözlerinde akmak için hazır olda damlalar birikmişti. İçimdeki acıyla gülümsedim. Kafamdaki karmaşayla.

-Gel gidelim Muzaffer. Buralar bize göre değil. İnsanlar sahte, muhabbetler sahte. Korkarım ki sen de öyle.. Korkutma beni Muzaffer gel gidelim.

Muzaffer cevap vermedi. Gerek duymadı. Gözündeki yaşları silip gülümsemekle yetindi. Biliyordum. Nereye gitsem peşimden gelirdi. Benimse devam edebilmek için tek ihtiyacım olan Muzafferdi. Tüm acılarımıza, hayal kırıklıklarımıza rağmen yaşamak için birbirimize tutunduk. Emin olmalıydım. Benim hatalarımı o tekrarlamayacaktı. Yaşayacaktı, ama pişman olmayacaktı. En azından bunu borçluydum Kenan’a.