İçeriğe geç

Yazar: Sefa Kıras

Ay Bile Gidermiş, Terk Edermiş Geceyi

Yanında sen olmayınca, sıkılır yalnızlığım

Elinden tutan olsa beni de geride bırakır

Umut bile elinden tutmaz o vakit

Karamsarlığın süit odasındadır

 

Çay demlersin tatmin olmaz

Sigara yakarsın dönüp bakmaz

Gel dışarı çıkalım dersin, yok.

Siz çıkın abi benim karnım tok…

Kargaların Oyu Belli

Belki böyle olsun istemedin, belki bu değildi niyetin.

Gölgelerden örülmüş battaniyeni çek al artık üzerimden.

Altından kalkamıyorum ben bu cinayetin.

Ne miden kaldırır ne de gözlerin

Kargalar da hemfikir.

Ne hızlı ölecek kadar yakışıklıyım

Ne de mutlu ölecek kadar fakir.

Kargalar da hemfikir.

Şizofrenik Sancılar

Ne oldu da olanlar oldu? Nerden geldim ve geldiğim yerin vardığım yola çıkma olasılığı kaç? Güleceğiniz sorular sormaktan haz duymuyorum. Eğlenmiyorum ben, gülecek ne var. Duygusal bir büyüğümüzün de dediği gibi ‘eve gidince utanıyorum.’ Gereksiz şeylerde ustalaşmak için hayatını harcayan bir insanın gülünecek bir tarafı yoktur. Çok mu acıtıyor, hiç sordunuz mu? Sahi hiç fark ettiniz mi, gözlerine baktığınız bir insanın, hayatınızın içine sıçabileceğini? Kelimeler bazen acıtmıyor. Bazen, acıtan kelimeler oluyor. Acınan tarafta ağır yaralar açıyor. Acıyan taraf yine tarafsız kalıyor. Birilerinin atom bombası patlattığı bu dünyada, ev yapımı boru tipi bombaya küçük metal parçaları koymanın kime ne zararı var? Peki böyle bir dünyada, senin yerin neresi? Benimle Kanada arasında okyanusta bir yerde? Pardon birader, Pasifik ne tarafa düşüyor? Kıtalar…

Çay ve Sen

Gel otur bakalım şöyle,

Konuşacaklarımız var.

Hayattan ve yaşadıklarımızdan.

Çay koydum yeni.

Sohbetin en güzel yerinde

Alacak demini.

Gel otur karşıma, konuşacaklarımız var,

Gökyüzünden ve ötesinden.

Yıldızları indirdim geceden.

Kururlar sabah gelmeden.

Sınıflandırılmamış Duygular

“Hala samimiyetin gücünün farkına varmadınız mı? Para değil. Sevgili değil. 3 1 geniş mutfaklı, fransız balkonlu bir ev değil. 1.8 tdi motorlu kırmızı bir araba hiç değil. Devam edebilmek için ihtiyacımız olan şey işte bu. Sahte gülümsemeler ve gözyaşları arasında boğulmaktan bıkmadınız mı? Biraz gerçek olun, biraz yalın. Hissetmen gereken nefretse yumruğuna ihtiyacım var!”

Unutamadığım bir an varsa, 2004 kışında kanımı donduran o soğuk değil de bir kızın bakışı olmasıdır. Ara sıra o bakış rüyalarıma girer. Uyandığımda üşüyor olurum. Ellerim titrer.

Berbat bir sabah için ne gerekir biliyor musunuz? Berbat bir kabus… Yüreğinizi yakan bir hatırayı canlandıran bir hayal, unuttuklarınızı hatırlatan bir masal… Gözyaşlarıyla uyanmanızı ne sağlar biliyor musunuz? Kalbinizdeki yaralar, hala sarılmamış, sarılamayacak ve kanatılmayı bekleyen yaralar.

Kalbin Kiri ve Pası

Kızıyorum kendime, kendimi daha net ifade edemediğim için. Kızıyorum ona buna, beni benden daha iyi anlatanlara. Övgüm nefretime, nefretim samimiyetime karışıyor. Sonra sarılıyorum sözlerine, kelimelerine. Onlara sarılır gibi. Özür diler gibi. Teşekkür eder gibi.

İçtenliğine tutunduğumuz insanlar var. Dolayısıyla cümlelerine ve notalarına tutunduğumuz. Kendin gibi birini gördüğünde dayanamıyorsun. Açılıyor yaraların, kanıyor. Sarmaya çalıştıkça aslında daha çok deşiyorsun, daha derine iniyorsun. Batıyorsun ve batırıyorsun.

Üstelik iyileşme umuduyla yapıyorsun tüm bunları. Duygularınla onun duygularına sarılıyorsun.

Bencil Muhabbetler

“Yalnız olduğunu hissettiğinde ne yaparsın? Yapayalnız. Çaresiz ve yorgun…

Yorganı üzerine çek. Karanlık odanda kör edici bir aydınlıktan sonra kulağına kıyamet gürültüleri geliyor. Seni rahatsız eden sesin nedeni şimşek ya da yıldırım değil. Yastığı kafana bastır. Senden başka birisi evinde geziniyor. Pencereyi örtmeyi nasıl unutursun?”

Gözlerimi açtığımda çalar saatin akrebi sırıtıyor. “3”. Açık bıraktığım pencereden girmeyi başaran yağmur sayesinde sırılsıklam olmuş yorgandan sıyrılıp kurtuluyorum. Doğrulup bi süre oturuyorum yatakta. Ayaklarım ıslak zemine basıyor. Gözlerimse duvarda sabit bi noktaya bakıyor. Sıcak gecelerden birinde hışmıma uğramış bir sivrisinek mevtası olabilir. Yahut gecenin ortasında uyanmamdan mütevellit hayali bir odak noktası… Kim bilir. Hala karar verememişken bi tıkırtı geliyor mutfaktan. Oranın da balkon kapısını açık unutmuş olmalıyım. Ayaklanıp mutfağa doğru yollanıyorum. Odadan çıkarken elimi masaya atmamla bi sigara yakmam bir oluyor. Mutfağın ışığını yakıyorum. Fayanslar buz gibi. Bi terlik almalıyım.

İntikam Üzerine

vengeance-trilogyVengeanceTrilogy

İntikam hayattaki nadir tatlardan. Evet, çünkü acı da bir tat. Denenmesi gereken demedim, dikkatinizi çekerim. “O bana şaka yaptı, intikam!” ya da “Sevgilim beni terk etti, gününü görecek!” şeklinde bakmayalım. Küçük bir örnekle açıklayalım. Meraklanmayın filmi anlatmayacağım. Sadece basit ve alelade bir girizgah.

Dürüst bir insansınız. Hayatınızda yalan söylemediniz, kalp kırmadınız. Tam bir iyilik meleğisiniz. 10 ve 16 yaşında iki kızınız var. Güzel bir eşiniz, iyi bir işiniz vs. Akşam eve gitmek için işten çıkıyorsunuz. Arabanızın sileceğinde bir not. Ve notun yanında bir cep telefonu. Notta şöyle yazıyor. “ Araban benim. Evin benim. Karın, kızların, tüm hayatın benim. Benim olanı almaya geldim.” Hemen ardından telefon çalıyor. Panikliyor ve kimsin sen diye bağırıyorsun. Cevap net. “Arabamı on saniye içinde patlatacağım. Evine yetişmen içinse 10 dakikan var.” İnanıyor ve uzaklaşıyorsun. Araban hakikaten patlıyor. Artık endişelenmen gereken daha önemli şeylerin var. Koşmaya başlıyorsun. Evine vardığında kapıda bir kağıt asılı. “Geç kaldın”. Kapı aralık. Eşin kanlar içinde yerde. Onun yasını tutmaya zamanın yok. Kızlarını arıyorsun. Evde kimse yok. Video oynatıcının üzerinde bir compact disc. Yerleştirip oynata basıyorsun. Kızların…

Bu olay kurgunun başlangıcı, ortası ya da online casino sonu olabilir. İşi basitlikten çıkarıp karmaşaya ve arap saçına çevirmek evladır sinema sektöründe. Siyah ya da beyaz yerine grinin tonlarında geçer hayat. Bu gerçeği işleyen filmler gişede olmasa da gönüllerde taht kurar.