İçeriğe geç

Yazar: Sefa Kıras

Hatalar Haritası

“Ne varlığın ne yokluğun kıymeti bilinir. Oysa bildim denilenin haddi hesabı yoktur. İnsanoğlu nankördür diye çuvaldızı batırasım var. Gel gör ki bu hikayenin Brütüs’ü benim.”

Ellerim onları bildim bileli sıcak. Bir başka tene ihtiyacım yok dercesine. Bilmediği şey sıcacık. Sevilmemek ardında sevmemeyi getirir. En başta da kendini. Sevgi, saygıyla beraberdir. Özsaygını yitirmek son raddedir. Sonrası sonsuz karanlık. Her insanın karanlığı farklıdır. Kendine, sevdiklerine, sevmediklerine, ağaçlara, hayvanlara… Bazen biri, belki birkaçı, nadiren hepsi. Çemberin dışında tutulan şey tutunulandır. Bir de tutunamayanlar var ki o ayrıdır.

Babaannem’e

Ve düşlerim de öldü,

Babaannem öldüğünde.

Onun kalbi ellerine yansımıştı sanki, pamuk gibi yumuşak. Doktorlar kollajen dokunun yaşla birlikte azalması ve buna bağlı ciltte gevşeme olarak yorumlamışlardı. Bence bi halttan anladıkları yok. Onu tanısalar benim haklı olduğumu anlarlardı.

Pamuk İpliğine Düğümler-2

“Beni hatırlamayın. Hatırda kalacak bir yanım yok. Yalnızca biraz şefkat bakışlarınızdan beklediğim. Benimle birlikte tüm insanlığa ve tüm hayvanata ve tüm var olana. ‘Şu köşede kıyamet kopuyor. Hadi elimden tutun, gidelim bu lanet yerden.’ desem kim benimle gelecek kadar hazır. Ben değilim. Ne yaşamaya ne de ölmeye. ‘E peki ne bok yemeye?’ Hele bi durun, biraz zamana ihtiyacım var. Kendimi kurtarmak yetmez, belki içinizden bi kaçını da beraberimde götürürüm. Ama önce, beynimi kemiren kurtlar senin de parazitin olmalı. Sorduğum sorular dönüp dolaşıp ayağına takılmalı. Boşunaysa tüm bu kafamdaki karmaşa, sen elimden tutmalısın ki yeniden doğamasam bile ölmeden bi anlamım olmalı. Bu üzerimizdeki ölü toprağı hepimizden sorulacak. Benimki sana, seninki yine sana. Haha. Öyle değil aslında. Ama delirmişsem bi sebebi olmalı.”

Sevgiliye Mektuplar

 

“Kayıp ruhun kabul görmüş bedenisindir, özündeki yaraları sözündeki yalanlarla saklayan.”

Ara sıra takındığın sitemkar ses tonuyla anlatıyordun başından geçenleri. Birilerine sinirlenmiş, birilerine sinir olmuş, herkesten nefret ediyordun. Hayatın, mecburiyetler sebepli, verdiği dersin en çalışkan öğrencisi olarak her zamanki kabullenmişlikle cevap verdim: ‘Boşver. Hadi uyu; uyandığında her şey eskisi gibi olacak.’ Sana da kızıyorum dedin. Neden dedim, ben ne yaptım sana? Hiçbir şey. Bir şey yapmadığım için mi kızgınsın? Evet. Yani seni kızdırmadığım için kızgınsın. Evet.

Dilek Kutusu

Nedensiz yere gülmek istiyorum, kahkaha atmak, gözleriyle bana deli gömleği giydiren bakışların arasında. Nedensiz sinirlenmek ve sağlam bir yumruk atmak istiyorum, kaldırımda yürürken, karşıma çıkan ilk adama. O yerde kıvranırken, yakasına yapışıp ‘Neden?’ diye bağırmak için suratına. Neden yokken ağlamak, kalabalık bi hiçliğin ortasında… Ve ben değişmeliyim, bir nedene ihtiyaç duymadan.   Sebep yokken sonuç çıkarmalıyım. Kaybolmalıyım. Birinin beni bulmasını beklemekten sıkıldığım için değil. Kabullenmek adına. Yalan değil, çok uğraştım kabullenemediğim bir topluma giriş biletini kazanmak için, umutsuzca. Evet, kaybolmalıyım. Ve nedensizlikler denizinin ortasındaki ıssızlık adasında, yanıma almadığım üç şeyle, ölüm mücadelesi vermeliyim. Yenilgi kabul edilemez olmalı benim için. Varsa hayatın bir dengesi, orada kendine yer bulamayanlar için. Tutunamayanlar için. Onlar için kazanmalıyım. Uydudan yerimi bulamasınlar diye ‘evde yokum’ yazmalıyım taşlarla,…

Beni Parantezin Dışında Bırakın

hand

Boşver bunları, bunları konuşmayalım.

Konuşursak çünkü, sen ne desen, ben inanırım.

Bilmiyorum anlattım mı sana buraları,

Uyanınca pencereden bakasım bile gelmiyor.

Ne yağmurları ne bulutları. Burada da

Senin ve benim adım birlikte telaffuz edilmiyor.

 

Unut bunları, bunları unutalım.

En azından sen unut, ben bir sigara daha yakmalıyım.

Burada hiçbir şey yok, -anlatmadım değil mi sana-

Bir ben bir de içimde büyüttüğüm sen dışında.

Bulutlar, Katran Gibi Bulutlar

Ben yanlışım, kabullenmediğiniz. Ardınızda kalanım, aklınızdan çıkaramadığınız. Duymak istemeyip kulak tıkadıklarınız, görmek istemeyip yüz çevirdikleriniz. Ben, bu dünyaya ait olmadığınızı düşündüğünüz gecelerde gökteki en parlak onüçüncü yıldızım, kuzeyde. Acılarınızı kamulaştıran, sancılarınızın noter tasdikli yasal varisi benim. Öğrendiğiniz çaresizlik, unuttuğunuz pişmanlık. Ben karıncayım, karanlık bir gecede üzerine basıp, farkına varmadığınız.

Aslına bakarsanız benim sizinle bi alıp veremediğim yok. Ben Olcay Şahan’ın müthiş sol ayağıyım ve hayata dair ne varsa ıskaladım.

“ Bütün hatırladığım karanlık. Umutsuzluk ve çaresizliğin varlığım üzerine gecekondu dikmesi gibiydi. İç karartan o koyu renkli bulutlardan oluşmuş bir evren ve ortasında yalnızca ben. Gök gürültüsü gibi çıkan ses tüm pişmanlıklarımı ve hatalarımı gürlüyor. Gözlerimi kapatamıyorum. Bulutların arasında tüm acılarım görsel bir şölen ve ben tek seyirciyim. Sadece kötü hislerden oluşan bir rüya…