Yazar Arşivleri: İlteriş Türk

Suyun İçine “Düşüş”

su_alti_heykelleri

“…Brezilya ırmaklarındaki o küçücük balıklardan söz edildiğini herhalde işitmişsinizdir, hani binlercesi ihtiyatsız yüzücüye saldıran, birkaç saniyede onu küçücük lokmalarla yiyip bitiriveren ve ortada tertemiz bir iskeletten başka bir şey bırakmayan balıklardan? İşte böyledir onların örgütlenmesi. ‘Temiz bir yaşama razı mısınız? Herkes gibi?’ Evet diyorsunuz doğal olarak. Nasıl hayır diyebilir insan? ‘Tamam. Sizi temizlerler. Bir iş, bir aile, örgütlenmiş boş zaman, işte budur.’ Ve küçük dişler tene saldırır, kemiklere kadar yer. Ama yanlış söyledim. Onların örgütü dememeli. Bizim örgütümüz bu, eninde sonunda: Kim kimi temizleyecek!”                                                    

         Albert Camus, Düşüş

Su altı hayatına bu derece ayak uydurabileceğimizi hiç kimse tahmin edemezdi. 80-90 yıl boyunca hiç su yüzüne çıkmadan yaşayan insanlarımız var. Bu insanlarımız, ortalama 30 yaşından sonra kendi bünyelerinde ikişer solungaç geliştiriyorlar. Solungaçları geliştikten sonra da buruna hiç ama hiç ihtiyaçları kalmıyor, zaten doğal bir sonuç olarak burunları köreliyor. Ama bundan hiç korkmayın, su altı hayatında körelmiş bir burunun daha estetik durduğuna sizi ikna edeceklerdir. Su altında, körelmiş bir burun elbette ki daha iyidir.

Su altında yaşamak için en gerekli organ olan solungaçları kendi vücudumdan nasıl geliştiririm? (daha&helliip;)

Yayınlandı: 25 Ocak 2014

Kara Yazı

sokakta-çocuklar

Yıl 2009, bir kaç sene öncesi..

Yer, Kayseri..

Ramazan Bayramı’nda şeker toplamaya çıkan ve kaçırılan 3 çocuk..

Kaçırıldıktan 2 sene sonra ölü bulundular..

Artık çevre ilçelerde bayramda hiç kimse çocuğunu şeker toplamaya gönül rahatlığıyla yollayamıyor..

Artık insanlar sokakta gördükleri sevimli bir çocuğun başını okşamaktan imtina eder olmuşlar, yanlış anlaşılma korkusundan dolayı..

Ben de şu karşıda duran iki çocuğa birer çikolata ısmarlama hayalimi geçmiş bir zamana ertelemek zorunda kalıyorum, 2009’dan daha önceki bir zamana..

BELLEĞİMİZİ KİRLETTİLER

 

Yayınlandı: 20 Ekim 2013

Düzen

 

Başım dönüyor. Evet, önünde yürüdüğüm adamı takip etmeye başladığım andan beri başım dönüyor. Buradan kaçıncı geçişimiz bilmiyorum, yirmi altıncıdan sonra saymayı bırakmıştım.

Kutlu(!) takibe yeni başladığım zamanlar hakikaten bir yere gittiğimizi düşünüyordum.  Uzun bir süre öyle olduğunu umut ettim ama artık tamamen eminim. Bu adamın bir varış noktası yok.

Yürüyoruz. Ben önde o arkada, şehirde girip çıkmadığımız sokak kalmadı. Şehir de öyle ufaklarından değil, epey var. Önceleri güzel de gelirdi, “geziyoruz” diye içimden geçirirdim. Sarı binalar, kahverengi su, kırmızı gökyüzü… Arkamı döndüğüm anda bir saniyeden çok az bir süre önce baktığım yere bakabilme kabiliyetinde bir adam… İlerleme vaadi var bir yandan da, iyilerden olma vaadi…

Sıkıldım. Bir süre sonra her insan evladı gibi “yetmez mi bu kadar” düşüncesine kapıldım. O sıralarda “Sonuna kadar gideceksin” öğüdü aklıma  geldi. Sanki öğütten de hallice bir şeydi. Şimdilerde buna mahalle baskısı deniliyor olabilir. Yaptığı çağrışım kadar tehditkâr bir şey değildi. Ya da öyleydi de ben küçüktüm, anlayamadım. Başka bir ihtimal yokmuş gibi gelirdi: “Daha başka ne olabilir ki, tabii ki sonuna kadar devam edeceğim.”

İlerledim. Arkamdaki ses “Daha geldiğimiz yol ne ki” dedi. Katıldım ona. Herkesin söylediğini söylüyordu. “Herkes söylüyorsa, söylenmesi gereken bir şeydir.”

Adamın teşvik edici de bir yanı da var, söylemeden geçemeyeceğim. Yorulunca, duraksayınca arkama bakmama kalmadan o da frene basar. Suyuma gider yani. Fazla bunaltmaz, uzaktan takip ettirir kendisini. Sıkılınca uzaklaşır, epey uzaktadır ama orda olduğunun farkındayımdır. Heveslenince soluğu ensemdedir. Ama ben neden sıkıldığımı ve neye heveslendiğimi hiç hatırlamıyorum.

Bunaldım. Bazen olur bu. Bazen köprüden geçerken yüz seksen derece dönüp adamın üstüne atılmak istediğim doğrudur. Yakınlarda da oldu bir kere. Değişik bir his. Adamı düşünüyorum o anlarda, “Bu adam olmasaydı ne yapacaktım?” diye soruyorum. Cevap yok. Çok başlarından beri bu adamın önündeyim affedersiniz peşindeyim. Daha önce ne yapardım, hatırlamıyorum. Galiba yürümeyi öğrendim öncesinde, belki bir de soru sormayı. Başka bir şey yok.

“Bitecek mi?” Sorabileceğim hiç kimse yok. İzleniyorum, “İyi gidiyorsun.” diyorlar. Sorularım çok birikti aslında. Adamın hiç konuştuğu yok. Zaten böyle bir şeyi aklımdan geçirdiğim anda yine uzaklaşıyor. Kendisini yavaşlatarak ya da beni hızlandırarak yapabilir bunu. Takibin bir yerlerinde böyle bir kural öğrenmiştim. Bakın işe yaradı!

Nankörlük mü yapıyorum? Zannetmem. En azından başka bir yol görmüş-duymuş-tecrübe etmiş olmalıyım ki bu bir nankörlük olsun. Dışarıda neler olup bittiğini bilmiyorum. Bilsem belki imrenirdim, belki nankörlük de yapardım. Hatta belki dışarısı da bizim sistemle işliyordur, başka bir yol yoktur herkesin de dediği gibi. Merak işte…

Neyse, şimdi merak etmenin sırası değil. Sağdaki sokaktan mı girecektik?

 

Yayınlandı: 20 Ocak 2013

Yarın’a Dikkat

Şu an 30 Ekim 2012 ‘nin arefesindeyiz ve anlam veremediğim bir kayıtsızlık sürüp gitmekte. İşte 30 Ekim 2012 hakkında bilmedikleriniz ve patlak verecek olaylar:

Bu tarih, üst üste tam 5 gün bayramın ardından gerçek deliler ile normal insanlar arasındaki farkın kesin bir biçimde ortaya çıkacağı tarihtir. Zira normal insanlar, 30 Ekim’de bayram yapmayacak, üstüne üstlük bir de bayram yapan gerçek delilerle mücadele edecektir. Hatta Normallerin tutumu bazı noktalarda o kadar sert olacaktır ki Gerçekler kaçacak yer arayacaklardır.

Ancak şu haberi de verelim ki birtakım Gerçekler 5 gün üst üste bayramı fırsat bilmişlerdir. Normallerin arasında kendilerini fark ettirmeden örgütlenmişler, başlarına gelmesi muhtemel tehlikelere karşı önlemler almışlardır. Bu önlemlerin bazıları ise şu şekilde:

– Üst üste binmek suretiyle “kule”ler oluşturmak ve Normalleri korkutmak

– Sürekli birbirlerinin telefonlarını çaldırarak olduklarından daha örgütlü görünmek

– Engebeli şehirlerde sürekli yokuş aşağıya doğru koşmak

– Ovalarda kurulan şehirlerde, bulundukları yerde çukur kazıp içine girmek

– “Hava artık ne kadar erken saatte kararıyor” geyiği yapan zevatı birer birer evlerinden kaçıracak timler oluşturmak

 

Bence dikkatli olun çünkü bu kez Gerçekler de boş değil, sanırım hazırlar.

 

Yayınlandı: 29 Ekim 2012

Şair-i Âzam

“Erenköy’deki Dükkandaki Bozulan Press Makinasına Ağıt”; işte modern şiirin temelleri atılıyor.

[pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=lXYQcOEv8Zk&feature=related[/pro-player]

Yayınlandı: 15 Eylül 2012

AVM’de Bir Semazen

Dün AVM’nin birinde bir semazen maketi vardı. Musikî ile vecde gelip, kendinden geçerek dönmesi canlandırılmıştı. 

Dün yine aynı AVM’de aynı dakikalarda bir de kadın vardı. O da vitrinlere bakarken en az semazen kadar kendinden geçmişti. Semazenin üzerindeki “beyaz eteği” çok beğendi ve “satın almak” istedi. Çok şükür ki maketin etrafı çevriliydi.

Büyük dikkatle baktım; ne yazık ki kadın canlandırma değildi, gerçekti.

Yayınlandı: 19 Ağustos 2012

Maalesef

İnsanlar, çok çabuk unutuyorlar…

[pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=Q3Uy80L3pz4[/pro-player]

Yayınlandı: 17 Ağustos 2012

Hemşehricilik Meselesi

Hemşehricilik ve bunu tüm dünyaya(!) kabul ettirme meselesi, bu alandaki müthiş uğraş, bence; Türk insanının ilerlemesinin önündeki en büyük engellerden birisidir! Yapmayın canını yedihklerim.

[pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=i_zA6gjoUic[/pro-player]

Yayınlandı: 30 Haziran 2012