İçeriğe geç

Yazar: Mücahit Yıldız

Bu da Hikâyenin Özeti

-Neden?  Diye soruyordu birisi, diğeri ise çekingen bir şekilde yaklaşıyordu. Kiminde tebessüm vardı, kiminde tatlı bir heyecan… Kiminin içinde bir burukluk, kiminde ise alabildiğine coşku… Birisi yüzünü göstermemek için uğraşırken,  bir diğeri objektifin önüne atılıyordu. Meraklıydılar… Bir o kadar da düşünceli… Birkaç saniye, birkaç dakika sonra. Devam ettiler yollarına. Ağır adımlarla uzaklaşıyorlardı. Bir kaç adım geçmeden daha, merakla bakıyorlar  geride kalana. Adımları uzaklaştırıyordu onları. Bize de beklemek düşüyordu gelecek olanları. [pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’ image=’http://www.youtube.com/watch?v=N_jAahHAZSA&feature=plcp’ streamer=’http://www.youtube.com/watch?v=N_jAahHAZSA&feature=plcp’]http://www.youtube.com/watch?v=N_jAahHAZSA&feature=plcp[/pro-player]    

Allah’a Açılan Avuçlar İçin Bir Duraktır Burası

“Şehirler insanlara benziyorlar. Ya güzel oluyorlar ya çirkin, Ya suskun ya cıvıl cıvıl. Ya gizemli ya aşüfte. İçinde yaşayanların ruhu siniyor şehirlere. Sevdalı insanların şehri, kendileri gibi güzel oluyor.” Sevdalı şehirlerin, sevdaya muhtaç mekanları oluyor. Câmi-i Kebîr, sevginin huzurunu veren bir yapıdır. Câmi-i Kebîr yüzünü göstermemek için uğraşan bir mekan.  Raşit Efendi Kütüphanesi ile bütünleşmiştir. Kapalı çarşı Câmi-i Kebîr’in bir yarısıdır. Diğer yarısı ise Kadı Hamamı’dır. Şehri etrafında toplar, rızıkları için yola çıkanların adımları buradan geçer. Câmi-i Kebîr Cuma günleri dolup taşar, şenlenir. Bazen ise yas tutar. Çocuklarla güler, eğlenir. Kuşlarıyla semaya yükselir. Teyzelerin duasıyla şehrin bereketi olur. Câmi-i Kebîr’in vazgeçilmezi ise amcalardır. Kimisi bir gölgelik bulabilmek için sığınır. Kimisi bir çift kelam için, bazısı iki nefes almak için uğrar buraya.…

Fetih 1453’te Hapsolan Sadece Zaman mı?

Andrei Tarkovsky sinema filmi için ‘yaratılmış zamanı hapsettim’ der. Hapsedilmiş bir zamanın içerisinde oyuncular, dekor, kostüm, olay, diyaloglar ve diğer unsurlarda hapsedilmiş demektir. Sinema hapsedilen zamanı anlatır bizlere ve her şey o hapsedilen zaman içerisindedir. Film beyaz perdenin büyüsüne düştüğü anda şunu ekleyecektim, şunu yapacaktım, şunu anlatacaktım, şu şekilde anlatacaktım teraneleri boştur ve anlamsızdır. Hapsedilmiş zamanın filmi “Fetih 1453” daha vizyona girmeden büyük yankı uyandırmıştı. Fragmanı 24 saatte 1 milyon 670 bin kişi tarafından izlenmesiyle, vizyonda büyük sükse yapacağını o günden hissettirmişti. Beklenen oldu Fetih 1453 büyük bir ilgiyle karşılandı. Yurt dışında ve yurt içinde büyük ilgi gören film, seyirci ve  hasılat rekoru kırarak bu alanda zirveyi ele geçerdi. 17 milyon dolarlık bir bütçe ile çekilen film gerek çekimleri sırasında, gerek…

O’nu Parmağının Uçlarını Kullanarak Görebilirsin

“Bismillâhirrâhmânirrahîm” “Ey gören fakat görünmeyen! Yalnız Seni ister yalnız Seni zikrederim!”   Ah Muhammed küçük ama kocaman yüreğinle ateş düşürdün içimize, ne olurdu sende ki umut bizde de olsaydı. “Cennetin Rengi (The Color of Paradise)-1999” küçük Muhammed’in küçük dünyasını anlatıyor. Küçük ama sevgiyle büyüyen kocaman, bir o kadarda çaresiz dünyasını. Gözleri görmediği için köyüne çok uzak olan Tahran’daki körler okulunda okumak zorunda kalır. Okul, yaz tatiline girdiği için köyüne dönmesi gerekmektedir. Baba rolünde ki Hossein Mahjoub oğluna sahip çıkma konusunda tereddüt yaşar, kör olduğu için ondan utanır! Babası Muhammed’i köylerine götürmesi ile kız kardeşleriyle tanışırız ve ninesiyle. Ninesi ki elleri öpülecek ninemiz, tertemiz yüreğiyle Anadolu’muzdaki analarımızdan hiçbir farkı yok. Ey gidi Yeşilçam’ın müdavimleri bu filmleri izleyin, izleyin ki yıllardır kadın…

Tatlı Bir Uykudayız!

Olimpos’un eteklerini duman bürümüştü. Tanrıların canı yine bir şeylere sıkılmıştı. Tanrı olduklarına olacaklarına bin pişman olmuşlardı. Hani Tanrılıktı ya hevesleri, artık buradan dönüşte olmazdı. Şöyle ya da böyle icra edeceklerdi bu işi. Şu insanlar yok mu? Hiç akıllı uslu durmuyorlardı. Tanrılar bu insanlara karşı sürekli kükreyip duruyorlardı. Şiddetli bir gök gürültüsüyle sesini duyurmaya çalışıyordu haşmetli  Zeus. Yer altından güç bela kurtulup, çatalıyla kırlangıç avına çıkan Hades, uzaklardan kendine doğru gelen bir şey gördü. Bir lir sesi duyuldu. Kaçmak vakti dedi. Gelene ve gelenin getirdiğine tahammülü yoktu. Gelen sevgi getiriyordu. Okun ucundaydı sevgi. Dört ayaklılar şanlıyız ki bu okun hedefi olmuyoruz diye düşünüyorlardı. Tanrılar zirvede başladılar sohbete. Beyazlara bürünmüştü tanrılarımız. Saçları da boyları kadar uzun ve beyazdı. İnsanlar! İnsanlar! Bir şey…