İçeriğe geç

Yazar: Ferhat Armut

Cebinden Leblebi Yiyen Adam

Aptal bir gülümseme her daim yüzünde Verdiği sözler ise vermediği borçlarını geçmiş Bakışları boş, düşünceleri de kördü Ve de zıplayarak yürürdü Cebinden leblebi yiyen adam On parası yok, işi gücü başkalarının hesabı Çok çocuk yapıp, ense yapmaktır hayali Topuklarının sesi sanki çekiç tokmağı Ve bir gün toplar tası tarağı Cebinden leblebi yiyen adam Kopuk bir uçurtma, fazlasıyla serseri Takıldığı kahve ise şehrin en israf yeri Çok şeker atar çaya ama hiç kilo almazdı Sigarayı ise çocuğa aldırırdı Cebinden leblebi yiyen adam Fanatikmiş kendisi ama takım tutmaz Ne iş olsa yapar, işe pek sık gitmez Acılı şarkılar dinler, biberden haz etmez Bağırarak konuşur, insanlardan utanmaz Cebinden leblebi yiyen adam Ağzında yeni bir söz, üstelik pek bir fiyakalı Gündüz uyuyup, gece çıkarsak…

ENKAZ

Yaşamak bu ise fazlasıyla ölüyorlar
Her zerresi ağıt, dolup taşıyorlar
Bir gecede beyazladı bak şehir
Bu gece de karardı dünya
Belki alaturka ama samimi bir keşifle
Soran olsaydı birileri, neyiniz var diye
Gözlerdeki nemin azılı müsebbibi
Bilahare ilacıdır zaman, dönmez geriye

Toprak kokan türkülerden yak bir daha
Mesela kanatları yanan pervanelerden bahset
Mümkün dünyaların en beteri
Olasılıklar enkazının tam ortasındayım şimdi
Hem bu denizlerin süsü martılar nerede?
Çamura bulanmış, çırpınıyorlar kaybettiğimiz yerde
Bir daha ne gören oldu
Ne de dönebildiler mevsimlerine

Bir Uykudan Diğer Bir Uykuya Uyandım

Güneşi batırmak için uyandım bugün de Düşündüklerim çok önce konuşulmuş; Acılarım başkalarının acısı, yüreğimde bir ağırlık. Mürekkep tükenmiş, tütün de kurumuş, Sefasını sürdüğüm derdimi gömmeye niyetliyim Üstüne biraz kireç döktük, herkesin eline sağlık. Öylece sevmek koca bir tembellik Ve öylece duruyor yüksek rafların birinde. Ulaşmak ne mümkün! Kavrayamadan kırılacak, üzerimize bulaşacak. Her şeye rağmen değmez mi denemeye? Her şeye rağmen başaramayacağız. Bu oyunun içinde hileye yer yok, nafile! Umudunu yitirmiş, harcanmış tüketmeden Kim bulmuş da rahat uyumuş? Çilesi çıkmış işin, çivi tutmuyor artık, Acısı sinmiş, ciğeri mahvolmuş. Yüreğimi ekmek fırınlarına, soba bacalarına Üzerine çarşaflar, topraklar… Ulu ağaçları da kestiler, uçuruma yuvarladılar. Verilmiş rollerini oynuyorlar, düzmece Farkında olduğum için iki kat suçluyum belki de. Gözleri bağlanmış, şehirleri yağmalanmış, Köprüleri atılmış, ruhları…

BİR KERE

Chopin-Waltzes-No.3-in-A-Minor-Op.34. Bir kere kirlendi bakir düşümüz, ”bilmek” adında bir fahişeyle, Bir kere düştü vicdanımıza hani şu ”merak” dedikleri Ve bir daha gelsek dünyaya, daha önce ölürdük bir öncekine evvel, Bilmelisin şefkati, safi aşktır sebebi; üzülmelisin cahil ve tembel! Bir kere düştü gözyaşımız dipsiz bir kuyuya, Dipsiz bir kuyuya düştü ve zehirledi sarnıcından su içen bilgeleri. Bilenler mutsuzluktan kıvrandı, bilmeyenler için mutluluk bir zandı. Bu dilemma bizler için iyi bir talim; şimdi hepimizi bir korku sardı. Bir kere yanıldık; alicenap sandık, meftun olduk haset kösteğe, Bir kere düştük yollara, azığımız da bitti, çok uğraştık görmeye. Onca ter döküldü, ıslandık, avuç içi kadar muvaffakıyet! Elimizde ürperen cılız bir kandil, ramak kaldı sönmeye. Bir kere sevdaya meyyal olduk, sevdik, sevildik korkarak Sonra aklımıza…

Elimde Çok Az Keçi Kaldı

Ferhat Armut- Bekleyiş (elektro)   Bugün ahretin ilk günü gibi, rahvan yürüyen azgın atları çocukların üzerine sürüyorlar! Pelteleşmiş zihnimin dışa vurumu hezeyanım; güneş tam tepemde gölgemi görmek istiyorum Konsantre edilmiş vahşete sövmenin en güzel ifadesi, karanlıklara sığınmaktır. Koyu havalarda daha bir ciddiyetle bakıyorum hayata, geceleri çift saymamın nedeni bu olabilir mi? Champ Elysee’de topuğu kırılan madam ile La Fontaine’de çöp kutusunun yanındaki kızı aynı kefeye koyduğumda, kantarın topuzunun başına madamın topuğuna gelenler geldi. Ölü evinde cümbüş yapanların informel ahlakları, sakat düşünceleri geçer akçe, Masada başka türlüler, antiklerden söz alarak müsaadelerinizle: Oğullarının dişlerinin kamaşması, babalarının yediği koruklardan mütevellit, Sizin için iyi dileklerim vardı ama o kadar uzundu ki mumlar eriyiverdi. Başka yerlerde oyun oynayan çocuklar var elbette, onun için kıyamet henüz…

Seni Seviyorum Dememek İçin- 3 ”Zarafet”

u-kadin-yagli-boya

Ferhat Armut/ Ballad ”Kavramsızlık”

Zarafetinden bardağı üç parmakla tutan sevgilim…
Bu benim rahatsız olma isteğim midir?
Kalbimdeki odan hazır, anahtarı üstünde ve aralıklı;
Gıcırdayan nefesin, yüzüme vurur her seferinde
Kapanmaz, kilit tutmaz, ikna edilemez uyduruk kapısı.

Dualarımda yanlış anlaşılmaktan çok korkarım!
Anlatım bozukluklarıma rağmen ne mutlu ki kabul edilir
Yalnızlığa gömülmeden önce gururuyla yıkar bedenimi,
Sinir harbinde ve mühimmatım tükenmek üzereyken
Boğazımda düğümlenen bu şeyin Latince karşılığı nedir?

MAHZEN

col1-1

Anjelika Akbar/ Kamelya

Evvelce nesir doğar, nesir yaşardı bu toprakların insanları,
Yalnızca ölürken ilahi şiirden iki mısra dudaklarında,
Yoksunluk yakınca anlarlar; acıdan akan bir yudum şaraptan,
Bir yudum da taze ilkbahardan alalım, azık olsun yanımızda.

Mahzenin çürümüş fıçıları pejmürde, içindekiler sirkeye benzer,
İptidai olan ahlakları; bir de karanlıkta beni beklerler.
Ateşler içinde ruhun asaleti, yüksekten düşünce naçar oldu serkeş,
Övünçleri taşmış ağızlarından, çirkinleşmiş etrafımdaki herkes.

Gözlerimi kapadığımda hezarfen olurum, hiç tasalanmam.
Kirpikler vedalaşınca sesler çoğalır, aralarında kalırım samimiyetsiz!
Istırabım kendimle; batın ederim zatımı da sonra ete kemiğe bürünürüm,
Hem bizi cahil bırakanlar, bu âlimler değil miydi kifayetsiz!