İçeriğe geç

Ağlayan Devenin Öyküsü

Ağlayan Devenin Öyküsü

“Bir zamanlar develerin boynuzları varmış…”

Bir devenin gözyaşı ne anlatır insana? Sahi bir deve neden ağlar ki? Taa uzaklara bakan bir film. Uzaklara kaçma düşüncesinde olanlar için kaçırılmayacak bir film.

2003 yılında çekilmiş Almanya ve Moğolistan ortak yapımı bir filmdir. Yönetmeliğini Byambasuren Davaa ve Luigi Falorni yapmıştır.

“Ağlayan Devenin Öyküsü.” Belgesel tarzında çekilmiş olsa da senaryosu ve oyunculuk yeteneklerine bakarak bir film diyebiliriz gönül rahatlığıyla.  Şu da var ki her şey doğal ortamında.  Manzaralar, rüzgar, çadır, develer, toz bulutu, söylenen şarkı ve uçsuz bucaksız bozkır…

Film her şeyden uzak Gobi çölünde mezuniyet projesi olarak çekilmiştir. Sinemanın kültürel amaçlar doğrultusunda kullanıldığı takdir de ne derece güzel işlerin ortaya çıkacağını gösteren bir film. Samimiyeti ve sadeliği ile seyircinin zihninde hoş bir izlenim bırakıyor. “Ağlayan Devenin Öyküsü” yaşayışın gelenekle, kültürle nasıl harmanlandığını en iyi şekilde yansıtıyor. Modernleşen dünyanın hiçte o kadar cazip olmadığını esas güzelliğin insanın doğayla olan uyumunda olduğunu görebiliyoruz. Şehirleşen dünyanın, katıksız-sade bir çadır hayatını nasıl etkilediğini de gösteriyor. Yarı göçebe bir ailenin çadırları etrafında ve develerin arasında kamera hareket ettirilirken dört kuşak arasında ki diyaloğa ve muhabbete tanıklık ediyoruz.

Yeni doğan yavrusuna süt vermeyen anne deve Ingen’ın, beyaz yavrusu Botok’a karşı davranışı onu kısa süre sonra ölümle yüz yüze getirecektir. Doğunun kendine has yaşatma idealinin bir deve üzerinden nasıl teşekkül ettiğini ve bu uğurda neler yapılabileceğini gösteren bir kesit “Ağlayan Devenin Öyküsü.” Efsaneye göre devenin yavrusunu kabul edip, emzirmesi için ağlaması gerekiyor. Deveyi ağlatma ise bir törenle gerçekleşir. Tören içinde bir kemancıya ihtiyaç vardır. İşte burada iki kardeşin yolculuğu başlar. Kemancı bulabilmek için şehre inerler ve bizler de yol üzerinde ki manzaralara, yaşantılara dalıp gideriz. Eşsiz bir müzik ile hazırlanan son ise filmin en büyük sürprizi.

Diyalogların azlığı filme faklı bir duruş katıyor. Bazı diyaloglar ise kısa fakat manidar. Örneğin yolculukta ilk kez televizyon gören torun, dönüşte dedesinden televizyon ister. Dedenin cevabı: “Bütün gününü neden o cam duvarın önünde harcayasın ki!” üzerinde düşünülmesi gereken bir konu.

Ağlayan Devenin Öyküsü’nde önemli noktalardan biriside çocukların hayatın içinde oluşlarıdır. Aile tarafından çocuklara sorumluluklar yükleniyor. Genç yaşta toplumda yer ediniyorlar. Çok basit bir olgu gibi dursa da dedenin şehre giden torununa para vermesi ve radyo için pilleri torunundan istemesi ataerkil ailede erkeğin küçük yaştan itibaren sorumluluklar kazandırılmasının en iyi göstergesidir.

Sinemamızın özellikle Türk dizilerinde yansıtılan genç profilini hepimiz bilmekteyiz. Çocukların adeta sinema ve televizyonla eğitildiği bir çağda. Türkiye de kasıtlı yapılan bu tür filmlerin ve dizilerinin eleştirilmesi gerekmektedir.  Zira sözde modern toplum yapısına doğru bir eğilim olsa da bu eğilim Türk aile yapısına ve Türk toplum yapısına uygun değildir. Batının bireyselciliği toplumu mahvederken en büyük darbeyi aileye ve gençlere vurmaktadır. Alternatif yollar bulmak gerekiyor ki bazı değerlerimizi tamamen kaybetmeden tekrar kazanalım. Bunun en büyük yollarından biriside sinemadan geçiyor. Milli bir sinemanın çoktan oluşturulmuş olması ve zirve eserler vermesi gerekiyordu. Türk sinemasında bunun öncüleri olmuş olsa da ne derece zirve eserler verdikleri ve ne derece bu duyguyu taşıdıkları tartışma konusudur. Burada en büyük pay izleyiciye düşmektedir. Kaliteli ve değerli olan yapımlar izlenilecek ki akla-kara birbirinden ayrılabilsin. Aksi takdirde piyasaya oynayan ve gençliği alaşağı eden filmler eksik olmayacaktır.

“Ağlayan Devenin Öyküsü” milli değerlerle harmanlanmış kültürel bir başyapıttır. Moğolistan da develerle yaşayan bir ailenin öyküsüdür. Hayalini kurduğumuz milli şuura sahip Türk Sineması gelişmesi için güzel bir örnektir.

Ama bir gün dolandırıcı bir geyik deveden boynuzlarını ödünç istemiş. Batıdaki bir kutlamaya katılmak için onlarla süslenmek istiyordu.  Deve, geyiğe güvenip ona boynuzlarını verir. Ama geyik onları bir daha getirmez. O zamandan beri develer hep ufka bakar ve hala geyiğin dönüşünü bekler.”

   Hikâye buya mazisi çalınmış bir doğu! Gözler ise ufukta..