İçeriğe geç

Ay: Aralık 2014

Psişik Mevzular 42, ” Ben Virgül Bu da Sevgilim Sokak “

ABD’de kolej kampüslerinin açık pencerelerinden, “ Em, dedim sana, em onu! –üflemek sadece içindekini dışa vurmaktır! “ sesi duyulur. “ Belki kötü bi’haber verildi. Belki bi’haber kötü verildi.” dese de İsmet Özel, kötü haberin kötü verilişiydi yaşadığı o gece. Oysa kötü, kötünün kötüsüyle kıyaslandığında normale dönerdi. Dönemedi; aksine son derece gergindi. Sanki bi’yerlerde birilerinin başladığı geri sayım henüz bitmemişti. Hissedilen geri sayım hatrı sayılır gerilim yaratır. Gergindi, geceydi, yürüyordu ve içini ve dışını aydınlatacak bi’ışığa ihtiyaç duyuyordu. Dışının ihtiyaç duyduğu ışığı O temin etti yine O’na. (kim bilir, belki de içinin ihtiyaç duyduğu ışığı yine O temin edecekti) Durdu ve adeta silah gibi çıkarttı zırva defterine… “Kendini noktalama işaretlerinden birine benzetecek olsa, şüphesiz virgül olurdu bu. Hiç bi’şeyin başında ve…

Gömülü Beklemek…

images (2)

Kalbimden alnıma dayadığım bu merdiven,
Rahat inebilsin diye bütün beklediklerim.
Gömdüğümüz “beklemek”lerin yeri belli olsun diye
Alnımızdaki bu kırışıklıklar.
Ve kırışıklarımdan kelâmıma gizli bir geçittir öfkem.

Öfkem, sözlerimin medhâli…
Aklıma gelmeyen bir cümle.
En çok susmak iz bırakır,
Ki; bu sükûtu, o izlerden tanırım ben.
Sükût ile boğuyoruz getirdiğimiz cinneti.
Öfkelenmemiz gereken günleri öfkelenmeden geçiriyoruz.
İçimizdeki ağaca farkında olmadan “keşke”yi kazıyarak,
Aslında çok arayacağımız günlerden geçiyoruz.

Teneffüs Sonrası Selam Yazısı

“Yazsana birader”, “niye yazmıyorsun?”, “yazıyorsun da yayınlamıyor musun?” ve ardı arkası gelmez sorulara en kolay cevap “bilgisayarım yok ortağım”dı. Bu çağda sığınılacak en komik bahane bu olsa gerek. Yazmak dediğin eylem bir kâğıt bir de kaleme bakar (mı?). Yazmak devrimci bir eylem değildir ve en çok da sıradanlaşmak bunaltır beni. Okumak ise esaslı bir devrimci eylemdir ve testiyi tekrar doldurmadan yola koyulamazsın. Yazdıkların okuduklarını kusmaktır nihayetinde, beyninin hazmettiklerini saklar, gerisini kusarsın. “O nasıl laf lan” derseniz eğer önce edebe davet ederim sizi. Bir seneyi aşkın süredir kus(a)mayışımı ve yazmanın niçin kusmak olduğunu anlattığım bu saçma, kısa, yarın unutulacak/unutulması elzem kelimeler yığınını okumak için “devamı”na tıklayabilirsiniz.

Şizofrenik Sancılar

Ne oldu da olanlar oldu? Nerden geldim ve geldiğim yerin vardığım yola çıkma olasılığı kaç? Güleceğiniz sorular sormaktan haz duymuyorum. Eğlenmiyorum ben, gülecek ne var. Duygusal bir büyüğümüzün de dediği gibi ‘eve gidince utanıyorum.’ Gereksiz şeylerde ustalaşmak için hayatını harcayan bir insanın gülünecek bir tarafı yoktur. Çok mu acıtıyor, hiç sordunuz mu? Sahi hiç fark ettiniz mi, gözlerine baktığınız bir insanın, hayatınızın içine sıçabileceğini? Kelimeler bazen acıtmıyor. Bazen, acıtan kelimeler oluyor. Acınan tarafta ağır yaralar açıyor. Acıyan taraf yine tarafsız kalıyor. Birilerinin atom bombası patlattığı bu dünyada, ev yapımı boru tipi bombaya küçük metal parçaları koymanın kime ne zararı var? Peki böyle bir dünyada, senin yerin neresi? Benimle Kanada arasında okyanusta bir yerde? Pardon birader, Pasifik ne tarafa düşüyor? Kıtalar…