İçeriğe geç

Ay: Eylül 2014

Bencil Muhabbetler

“Yalnız olduğunu hissettiğinde ne yaparsın? Yapayalnız. Çaresiz ve yorgun…

Yorganı üzerine çek. Karanlık odanda kör edici bir aydınlıktan sonra kulağına kıyamet gürültüleri geliyor. Seni rahatsız eden sesin nedeni şimşek ya da yıldırım değil. Yastığı kafana bastır. Senden başka birisi evinde geziniyor. Pencereyi örtmeyi nasıl unutursun?”

Gözlerimi açtığımda çalar saatin akrebi sırıtıyor. “3”. Açık bıraktığım pencereden girmeyi başaran yağmur sayesinde sırılsıklam olmuş yorgandan sıyrılıp kurtuluyorum. Doğrulup bi süre oturuyorum yatakta. Ayaklarım ıslak zemine basıyor. Gözlerimse duvarda sabit bi noktaya bakıyor. Sıcak gecelerden birinde hışmıma uğramış bir sivrisinek mevtası olabilir. Yahut gecenin ortasında uyanmamdan mütevellit hayali bir odak noktası… Kim bilir. Hala karar verememişken bi tıkırtı geliyor mutfaktan. Oranın da balkon kapısını açık unutmuş olmalıyım. Ayaklanıp mutfağa doğru yollanıyorum. Odadan çıkarken elimi masaya atmamla bi sigara yakmam bir oluyor. Mutfağın ışığını yakıyorum. Fayanslar buz gibi. Bi terlik almalıyım.

İntikam Üzerine

vengeance-trilogyVengeanceTrilogy

İntikam hayattaki nadir tatlardan. Evet, çünkü acı da bir tat. Denenmesi gereken demedim, dikkatinizi çekerim. “O bana şaka yaptı, intikam!” ya da “Sevgilim beni terk etti, gününü görecek!” şeklinde bakmayalım. Küçük bir örnekle açıklayalım. Meraklanmayın filmi anlatmayacağım. Sadece basit ve alelade bir girizgah.

Dürüst bir insansınız. Hayatınızda yalan söylemediniz, kalp kırmadınız. Tam bir iyilik meleğisiniz. 10 ve 16 yaşında iki kızınız var. Güzel bir eşiniz, iyi bir işiniz vs. Akşam eve gitmek için işten çıkıyorsunuz. Arabanızın sileceğinde bir not. Ve notun yanında bir cep telefonu. Notta şöyle yazıyor. “ Araban benim. Evin benim. Karın, kızların, tüm hayatın benim. Benim olanı almaya geldim.” Hemen ardından telefon çalıyor. Panikliyor ve kimsin sen diye bağırıyorsun. Cevap net. “Arabamı on saniye içinde patlatacağım. Evine yetişmen içinse 10 dakikan var.” İnanıyor ve uzaklaşıyorsun. Araban hakikaten patlıyor. Artık endişelenmen gereken daha önemli şeylerin var. Koşmaya başlıyorsun. Evine vardığında kapıda bir kağıt asılı. “Geç kaldın”. Kapı aralık. Eşin kanlar içinde yerde. Onun yasını tutmaya zamanın yok. Kızlarını arıyorsun. Evde kimse yok. Video oynatıcının üzerinde bir compact disc. Yerleştirip oynata basıyorsun. Kızların…

Bu olay kurgunun başlangıcı, ortası ya da online casino sonu olabilir. İşi basitlikten çıkarıp karmaşaya ve arap saçına çevirmek evladır sinema sektöründe. Siyah ya da beyaz yerine grinin tonlarında geçer hayat. Bu gerçeği işleyen filmler gişede olmasa da gönüllerde taht kurar.

Ben, Kendim ve Muzaffer

 

-Muzaffer

-Efendim abi

-Sigaram bitiyor çay yetiştir

-Hemen abi

Muzaffer yirmidört yaşında, babayiğit ama ağır başlı, sessiz bir çocuk. En yakın arkadaşımın oğlu. Babası Kenan ile hukukumuz sağ sol mevzusu kadar eski. Muzaffer’e rağmen terk etti bu dünyayı lüzumsuz. Dokuz yaşındaydı o sıralar. Annesi Süheyla’yı evlendikleri günden beri sevememiştim. Haksız çıkmak isterdim ama iki yıl sonra ne idüğü belirsiz bi adamla kaçtı. Güç bela velayetini aldım. Şimdi nasıl bilmiyorum ama o zamanlar çocuk esirgeme kurumuna pek güven olmazdı. Önyargılıydım anlayacağınız. Azılı haydut yetiştiriyor sanırdım. Yine de iyi mi ettim kötü mü ettim bilemedim.

Babadan kalma bakkal dükkanım el verdiğince en iyi imkanları sunmaya çalıştım. Öyle özel okullar, kolejler olmasa da sordum soruşturdum, en güvenilir hocalara emanet etmeye çalıştım. Ortaokulda yeni matematik hocası tokat atmış. Cinlerim tepeme bindi. Eski zamanlar gibi çıkış saatini bekledim. Arabasına binmeden evvel sağlam bir yumruk çaktım şerefsize. Kim olduğumu söylemedim. Her hangi bir öğrencinin babası veya hamisi olabilirdim. Tüm öğrencilerinden çekinecek, hiç birine dokunamayacaktı.

Psişik Mevzular 41, “ Senin de Başın Dönüyor mu? “

Sosyal Mesaj: “ Eskiden ceplerinden çıkardıkları dikdörtgen kutucuklara bakarak gülen yahut küfür eden insanlar göremezdik. Postmodernizmin getirdiği ontolojik şaşkınlık bi’çok şey gibi muhataplarımızın da gerçekliğini emdi ve tabii ki bitirdi. Şaşkınlar ordusuyuz artık. Ne şikâyetçiyiz ne de memnun. Sadece ruhsuz, kararsız ve kutucukların içine sığdırmaya çalıştığımız hayatlarımıza asılıp kalmışız…  Ama siz yine de gülümseyin; bu sefer panoramik çekiyorum: Çıksımmm Çıksımmm Çıksımmm…” Hiç de iç açıcı olmayan sebeplerle hicretimizi gerçekleştirmiş, Ensarlara ısınma turları atıyordum o zamanlar. Sürttüğüm sokaklarda gözümün değdiği; kiremidi kırılmış her çatı, boyası dökülmüş her duvar, mecali kalmamış her direk, son nefesini bi’türlü verememiş dumanı hala tüten her sigara izmariti, “ağzındaki süt kokusu buraya kadar geliyor. Vahşileşmeye müsait tarafını geliştirmezsen boku yersin” diyordu. Olan işte o sıralar oldu. Sınıfta…