İçeriğe geç

Ay: Aralık 2013

''Leyla'' mı ki ''leyla'' ?

Aynı parkta aynı bankta bu yedinci hafta. Elimde yarım saattir tuttuğum ancak bir kelimesini dahi okumadığım gazete. Bihaber olduğum haberlerle dolu sayfayı hafif indirip “leyla” ya bakıyorum. Adını bilmiyorum. Ama ben Mecnunsam o da “leylam” olmalıydı. Aklımdaki düşüncelerden bir bir sıyrılıp gözlerindeki o derin maviye dalıyorum…

Bir kaç saniye sürmüyor boğazımda bir düğüm, boğuluyorum o derinlikte. Bir an önce çıkmak için var gücümle yüzeye ulaşmaya çabalıyorum. Bu sefer de kanım dumanlanıyor , vurgun yiyorum tam düze çıkmışken. Ayağa kalkmışım o panikle. Çevremdeki insanların beni izledikleri duygusuna kapılıyorum. Kıyafetlerim de burası için pek uygun sayılmaz. Smokinini giymeyi unutmuş bir penguen kadar dikkat çekiciyim. Ve o bakınca siperdeki bir zürafa kadar savunmasız. Her an çaresiz bir deve kuşu misali kafamı toprağa gömebilirim. Bu performansımla oscar alıp ünlüler kaldırımına iki kuş ayağımı basabilirim.

Güneş ne zaman doğacak?

Gözlerine kazınan hayalden kurtulmak için başını öne eğerek gözlerini yumdu. Ardından, kurtulmuş olmanın ürkek umuduyla tereddüt ederek başını yavaşça kaldırdı ve gözlerini uzaklara yönlendirdi. Lakin ürkek umudu hayaline yenik düşmüştü; gözleri baktığını değil aklını zaptetmiş bulunan hayali görüyordu hala… Düşüncelerine hükmetmeye çalışması nafileydi. Yürümeye karar verdi. Her bir adımını, bir öncekinden daha hızlı atıyordu. Halbuki ne yetişeceği bir yer vardı ne de nereye gideceğine karar vermişti. Yorgundu. Darmadağın düşüncelerini, kırık dökük hayallerini toparlamaya uğraşmaktan, öfkesini mütemadiyen kontrol altında tutmaya çalışmaktan yorgundu. Üstelik tüm bu yorgunluğu umudunun her bir zerresine dahi sinmişti. Umudunu diriltmek istercesine bakışlarını gökyüzüne kaydırdı. Güneş, ufku kızıllığıyla boğmuş; gün son demlerini yaşıyordu. Gökyüzü geceye teslim olmaya hazırdı. Güneş batsa da yıldızlar doğuyordu. Ay doğuyordu…

Günler iyiden iyiye kısalmıştı. Sonbahar seneye tekrar gelmek üzere veda etmiş olsa da, yüreği her mevsim sonbaharı yaşıyordu. Yorucu bir gün daha son buluyordu işte. Bir sonrakinin bir öncekinden farkı olmayan günler silsilesi olarak betimlediği hayatı, artık bir sonrakinin bir öncekinden daha kötüye gittiği günler silsilesi olmaya  terfi etmişti. Güneş doğar ve batar. Gün başlar ve biter. Gece başlar ve biter. Yaşama dair ne varsa un ufak olur hayatın karşı konulamaz mekanik çarklarında. Ama işte kimileri için o gece hiç bitmez, karanlık dinmez. Zaten insanın en çok canını yakan ve tahammül etmekte zorlandığı da, dayanılmaz olan da; hiçbir şey olmamış gibi bir de üstüne üstlük her şey yolundaymış gibi devam eden hayat değil midir?