İçeriğe geç

Ay: Eylül 2012

Psişik Mevzular 23, ” Kıl Testereden Ekmek Sepeti Yapmaya Kıl Olmasaydım! “

Yusuf Miroğlu abimiz bizim alem dediğimiz bitirim dünyasının bütün raconlarını tedavülden kaldırırken, Türk ticaret hayatı ise Japon pazarları furyasının fırtına gibi estiği dönemleri yaşıyordu. Her şeyin 1 lira olduğu ve Erıcsson GH 688 marka ve modelli cep telefonlarının revaçta olduğu dönemleri yaşıyorduk anlayacağınız. Bendeniz ise o dönemlerde olanca çalışkanlığım, fırçayla taranmış kabarık saçlarım ve hunharca sıkılmış kravatımla ortaokul sıralarını aşındırmakla meşguldum. Çoğu saçma sapan yığınla ders ve çokbilmiş hocaları yüzünden canım epey sıkılıyordu. O zamanlar canımı sıktığı yetmezmiş gibi, bugün ders diye anlatılanların hiçbirinin hayat denilen uygulama alanında pratik karşılığının bulunmadığını fark etmenin derin kederindeyim! Bu yüzden okul, ailelerin günde 6 saat kafa dinlemeleri için çocuklarını postaladıkları herhangi bi’devlet dairesinden başka bi’şey değildir gözümde… O gün, yani ev ekonomisi ve…

Bu da Hikâyenin Özeti

-Neden?  Diye soruyordu birisi, diğeri ise çekingen bir şekilde yaklaşıyordu. Kiminde tebessüm vardı, kiminde tatlı bir heyecan… Kiminin içinde bir burukluk, kiminde ise alabildiğine coşku… Birisi yüzünü göstermemek için uğraşırken,  bir diğeri objektifin önüne atılıyordu. Meraklıydılar… Bir o kadar da düşünceli… Birkaç saniye, birkaç dakika sonra. Devam ettiler yollarına. Ağır adımlarla uzaklaşıyorlardı. Bir kaç adım geçmeden daha, merakla bakıyorlar  geride kalana. Adımları uzaklaştırıyordu onları. Bize de beklemek düşüyordu gelecek olanları. [pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’ image=’http://www.youtube.com/watch?v=N_jAahHAZSA&feature=plcp’ streamer=’http://www.youtube.com/watch?v=N_jAahHAZSA&feature=plcp’]http://www.youtube.com/watch?v=N_jAahHAZSA&feature=plcp[/pro-player]    

Tılsım – Rüzgar; Gelmeyenin Hikayesi…

Rüzgar
Gelmeyenin Hikayesi
“Sanki köşe kapmaca oynayan çocuklardık. Ve onun gözümün içine baka baka içimde kaptığı her köşe; duygularımı bir bir namlunun ucuna sürse de, bir çocuğun eline silah yakışmazdı. Bir çocuğun gözbebeklerinden süzülen yaşlarla öfke tohumlarını sulamak da yakışmazdı. Elimden düşürdüğüm silahtı. Yüreğime düşen O. Köşe kapmaca oynamak benim için fazlasıyla karmaşıktı artık…”

 

Son Dakika: Toplum Felç Geçirdi!

Kimi düşüncelerin karşı konulamayan bir şekilde; evrim geçirdiği ve insanoğlunun ne yazık ki bu evrime karşı koyamadığı haberi geçtiğimiz günlerde kamuoyunun gündemini epeyce meşgul etmişti. Evrimleşme sonucunda; kuklaların adaletiyle infaz edilen düşüncelerin yerini, hızla, virüslerin yaydığı hastalıklı düşüncelerin alması; toplumun belirli bir kesiminde büyük bir infial uyandırırken; çoğunluk, bunun bir komplo teorisinden ibaret olduğunu düşünmüştü. Çoğunluk temsilcisi yaptığı açıklamada; durumun abartıldığına ve hatta asıl bu paronayakça düşüncelerin hastalıklı düşünceler olduğuna, bu düşüncelere sahip kimselerin ivedi bir şekilde tedavi edilmesinin gerekliliğine dikkat çekerek; söz konusu kişilerin toplumda bir kaos havası oluşturmak suretiyle durumdan kendilerine vazife çıkartmaya çalıştıklarını dile getirmişti. Çoğunluğun bu tavrı karşısında daha da büyük bir vehamete kapılanlar, bunun üzerine kendi aralarında toplanmayı uygun görmüştü. Bugün sona eren toplantının ardından…

Şair-i Âzam

“Erenköy’deki Dükkandaki Bozulan Press Makinasına Ağıt”; işte modern şiirin temelleri atılıyor. [pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=lXYQcOEv8Zk&feature=related[/pro-player]

Psişik Mevzular 22, ” Ben Küçükken 5 Küsür Yaşındaydım! “

[pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=OYiTDFrh1tQ[/pro-player] Ben Küçükken 5 Küsür Yaşındaydım! Bir bayram sabahı, 5 küsür yaşındayım. Parayla dolduracağım cebimden, gıcır gıcır bayramlıklarımla mahallede basacağım havadan, patlayan tabancalardan, çatapatlardan ve torpillerden şaşılası bi’kararlılıkla vazgeçip Koca Herif’in av çantasına girmeyi başardığımda aniden küçüklük durağından uzaklaşıp erkenden büyüdüm… Dediğim gibi, bi’bayram sabahı ve biz ailece âdetlerimizin emrettiği üzre Koca Herif’in kahvaltı sofrasındaki yerimizi almışız. Ama o da ne? Dedem yani Koca Herif dünyayla bağlarını kopartmış vaziyette av çantasını hazırlama gayretinde yine. Bizim Koca Herif ava giderken hep böyle çocuksu bi’umursamazlığa bürünürdü. Öyle bi’umursamazlıktı ki bu, burnunun ucunda dünya yansa yıkılsa asla ve kat’a kafasını çevirip bakmazdı. Neyse işte, evde tatlı bir bayram telaşesi yaşanmaktaysa da ben ve dedem bu durumu hiç umursamıyorduk. Ben dedemle…

Yarım Kalmış Cümlelerin Öznesi: Hüzünle Sarmalanmış Kış

Kış henüz gelmediği halde kışa dair cümlelerim var ama nedense hep yarım kaldılar. Belki de yarım bırakıldılar. Beyazın saflığına bürünmese de toprak, düşlerimde kâinat artık başka bir haldeydi. Çünkü siyahtan beyaza doğru seyreyleyen âlemin tebdil-i kıyafetinde siyah kadar beyaz da o denli ahenkliydi.

Siyahla örülü gecenin güzelliğine rağmen, siyahın temsili nedense hep ‘kötü’, ufacık bir lekede kirleniveren beyaz ise nedense hep ‘güzel’ idi. Beyazdan daha güzel duran siyaha inat, birçok adam koro halinde beyazın safını tutuyordu. Bilmedikleri bir gerçek vardı. Sahi, artık körlük siyahtan beyaza doğru akıyordu.

Henüz tükenmedi bütün kelimelerim. Her yarım cümleye, rastgele serpiştirdim her birisinden. Cümlelerimin tamam olmamasının müsebbibi onlar değil. Ne söylediğini bilen ama ne söyleyeceğini bilemeyenlerin -aslında tecahül-i arif edenlerin- halet-i ruhiyesinden ötürü natamamdılar. Yarımlıkları anlamlarının eksikliğinden değil, şekil kavgasına düşmüş adamların duydukları kaygıyı taşıyamamaktan ileri geliyordu, böylece şekillere inat bütün manalarını yarım olmalarına borçluydular.

Psişik Mevzular 21, ” Papazla Lades ve Temcid-i Olgu “

[pro-player width=’670′ height=’300′ type=’video’ image=’http://i.milliyet.com.tr/YeniAnaResim/2010/06/17/fft99_mf698833.Jpeg’]http://www.youtube.com/watch?v=36T9I5-X4gM&feature=related[/pro-player] Otobüslerin dahi rötar yapmadan peronlarına yanaştığı mucizevi zamanlar kadar her şeyin normal olduğu ve aslında hiç beklenmeyen bi’anda başlar hep. Ve tam ”Ulannn, n’oluyo şimdi durup dururken” in sarsıntısı dinmeye yüz tutar ki; ara vermeden ve olanca acelesiyle “son” hissettirir kendini, buz gibi bi’karpuz gibi. Bir anda olup bitişine bakmayın; geçmişe ve geleceğe uzanan uzun kolları ile kocaman, hantal bi’ahtapottur aslında “son” denen olgu. Evet, sonu vardır her şeyin, bi’de nedensellik ilkesi gereği başlangıcı. Arası muğlak. Şaşırırsın, şüphelenirsin, hatırlamaya çalışırsın ancak aradığın şey imkansız saydamlıkta ki rüyadır sadece. Fark etmezsin ama son gelince muazzam saydığın bütün yaşanmışlıklar yavan ve kuru hatıralara dönüşüverir birden. Bitmişlik kesinlikle hissettirir kendini! Genellikle, az çok tahmin ettiğin bi’anda bitmiş olmasına rağmen…