İçeriğe geç

Ay: Mayıs 2012

Tatlı Bir Uykudayız!

Olimpos’un eteklerini duman bürümüştü. Tanrıların canı yine bir şeylere sıkılmıştı. Tanrı olduklarına olacaklarına bin pişman olmuşlardı. Hani Tanrılıktı ya hevesleri, artık buradan dönüşte olmazdı. Şöyle ya da böyle icra edeceklerdi bu işi. Şu insanlar yok mu? Hiç akıllı uslu durmuyorlardı. Tanrılar bu insanlara karşı sürekli kükreyip duruyorlardı. Şiddetli bir gök gürültüsüyle sesini duyurmaya çalışıyordu haşmetli  Zeus. Yer altından güç bela kurtulup, çatalıyla kırlangıç avına çıkan Hades, uzaklardan kendine doğru gelen bir şey gördü. Bir lir sesi duyuldu. Kaçmak vakti dedi. Gelene ve gelenin getirdiğine tahammülü yoktu. Gelen sevgi getiriyordu. Okun ucundaydı sevgi. Dört ayaklılar şanlıyız ki bu okun hedefi olmuyoruz diye düşünüyorlardı. Tanrılar zirvede başladılar sohbete. Beyazlara bürünmüştü tanrılarımız. Saçları da boyları kadar uzun ve beyazdı. İnsanlar! İnsanlar! Bir şey…

Psişik Mevzular 11, ” Kalben Dezenfaktasyon “

[pro-player width=’530′ height=’253′ type=’video’]http://www.youtube.com/watch?v=H0BzrMXFL2g[/pro-player]                                                                                                                                                                               Siz Kalben Dezenfekte Oldunuz Mu? Özür dileyerek başlamalıyım galiba çocukluk ve ergenlik dönemlerimde ağızlarını, burunlarını ve dahi başarıyla kalplerini kırdığım herkesten. Zira, bu mevzu’un ham maddesini pişmanlık, suçluluğun dayanılmaz baskısı…

Küfür Meselesi-II

Bu ülke sadece bizim neslimizin ilk hatıralarının kaydedildiği demlerde mi yangın yeriydi? Değildi elbet. Ancak bizlerin geri döndürülemez, bilinçaltlarımıza yerleşmiş acıları bütün nesillerden daha fazlaydı çünkü biz küçücük ellerimizi yumruk yapıp sıkmayı, en tabii hakkımız olan ağlamaktan kaçınmayı televizyon karşısında öğrendik.

Bütün nesiller, gelişimlerinin o en önemli dönemecinde, kelimeleri yan yana getirmeye başladığı, iyiyi ve kötüyü ayırt etme kabiliyetine yavaş yavaş sahip olduğu zamanlarda bilinçaltlarına çok şey borçludurlar ya da ben böyle düşünüyorum. Bizim neslimiz dışındaki hiçbir nesil, kendi şahit olduklarından başka bir acıya bilinçaltlarında yer vermediler. Ama biz kaçamadık bundan.

Küçük bir çocuk hayâl edin. Televizyon karşısında oturuyor. Muhtemelen hayâlinizdeki o çocuk, çizgi film izliyor. Ben de izledim elbet, mesela Pazar sabahının en erken saatlerinde televizyon bana rezerve edilmişti. Hâlâ akranlarımla “ulan ne güzel çizgi filmdi” diye muhabbetine başladığımız olağan hatıralarımız oldu. Ama, aması muamma…

Küfür Meselesi-I

 “Ben küçükken…” diye başlayan yazılar bana itici gelir biraz çünkü böyle bir başlangıç bazı şeylerin itirafıdır genelde yahut değişen bir şeylerin anlatılacağı alenen haykırılmıştır. Farkındayım, aynı naneyi ben de şimdi yiyorum. Özür diliyorum.

Henüz futbol topunun çokça paralar ödenerek izlendiği zamanlar değildi anlatmaya koyulduğum devirler… Şifreli kanal yoktu mesela çünkü saklayacak bir şeylerimiz de yoktu. Siyah ve beyazı renkli kanal(lar)dan sadece birkaç kilo çekirdek masrafına girerek izleyebiliyorduk. Sarı Metin gollerine devam ediyordu mesela ama Beşiktaş bütün dertleriyle kalbimizin en fiyakalı köşesine kuruluyordu ve bizim hissemize yine hüsran düşüyordu. Benim küfürbazlığın kıyısından geçmediğim zamanlardı, güzel günlerdi.

Bir seyyar satıcının “Abla büyük adam olacak” diye anneme latife ettiği kişi bizzat bendim. “Büyük adam değil, cumhurbaşkanı olacağım” demiştim henüz dört yaşında. Tonton Dede’nin başımıza ördüğü çorapları bilmekten çokça uzaktık hepimiz ve cumhurbaşkanı olursam kimse aç kalmayacaktı mesela… Çocukluk derler ya, öyle işte. Gelecekte olmak istediğimiz, hayâl kurduğumuz kişiler şimdiki çocuklarınkinden çok farklıydı. Bütün Oğuzların, Kürşatların, Alperenlerin dedesi hapisten yeni çıkmıştı mesela, biz onun davudî sesine aşina büyüdük en çok, Tonton Dede’den daha kudretliydi kesin ama cumhurbaşkanı değildi ve onun yerini nedense hiç hayâl etmezdik küçükken, hep dedemiz kalacak diye. Hayâllerimiz kendimizden büyüktü, biz büyüdükçe onlar küçüldü.

Psişik Mevzular 10, ” Bıyık Üzerine Alternatif Altı Tanım “

Bıyık Üzerine Altı Alternatif Tanım Sigaralar, ayarı tam olarak bilinen çakmakla yakılmalıdır. Zira, beklenenden fazla ve yüksek ateş püskürten bi’çakmağın üzerine sigara yakmak için eğildiğinizde sigaranın ucuyla beraber tutuşan ve haliyle pis kokan, Sinir, stres, daralma ve bunalımın tavan yaptığı özel zamanlar; dişlenecek karton bardak kenarı, kemirecek tahta çay kaşığı, parça pinçik edilecek kağıt parçasına ihtiyaç duyarlar. Bunların yokluğunda ilk akla, ele ve dişe gelen, Mesela özel bir akşam yemeğine, mesela gaflette bulunup bir şeyler atıştırıp gitmişseniz eğer ilgili bir annenin, pimpirikli bir eşin yahut henüz ayrılığı düşünmeyen sevgilinin, “ne yedin ( veya içtin) sen yine dışarılarda” şeklinde ki suçlayıcı tarizlerine neden olan temizliği unutulmuş, “ Sevmiyorum ben.”, “Çok sert canımı acıtıyo.”, “Sana hiç yakışmıyo bence, kesene kadar…” gibi ucuz…

Eften Püften Meseleler-I

  “… ne istediğini bileceksin” diyen birisi ‘homo economicus’tur bence. O üç noktayı konjonktüre göre dolduran, fırsat bulduğu ilk anda cebini de ilk dolduracak olandır aslında. O sebepten her insana adam denmez ve her adam da yalnızca insan sıfatıyla anılmamak namına, bütün yanıcı ve yakıcı materyallerden uzak durmalıdır ve dahi adamlar yanıcı ve yakıcı materyallerden uzak durduklarından ötürü hem kırılgan hem de kırıcıdırlar.

“Ne istediğini bilmiyorsun” sözüne sayısız kere muhatap olduğum her seferde, iki defa “çok şükür” derim içimden çünkü şükrü açıktan etmek muhatabının anlamsız bakışları arasında mevzuu dalga geçmek boyutuna indirgeyebilir. “Dalga mı geçiyorsun?” sorusunun yöneltilmesi her türlü diyalogda tehlikeli ve kanaatimce yasak olmalıdır. “Ciddiyim” cevabı verildiği anda karşımıza ayı da çıkabilir, muhatabın başına taş da düşebilir. O sebepten ben susarım, sesli konuşmam anlayacağınız, monolog namlı iç diyalogumda mutsuz kalmanın yollarını ararım. Açıkçası ben hep mutsuzumdur ve insan evladının zihni hep sebep aradığından, ‘depresyona meyilli insan’ diye uydurduğum tanımın arkasına saklanırım. Ancak henüz cevap veremediğim sorularım da vardır bu konuda, ya geçmişte –depresyon kelimesi bilinmezden evvel- mutsuz insanlar yoktu yahut benim uydurduğum tanım sadece bir bahane. Ben her defasında ilk seçeneğin doğru olduğuna inanarak mutsuz olmaya devam ederim.

Bir Haber…

Ciddi bir kedi idi. Suyun kıyısında gidip gelirken, diğerleri kadar kolay bir iş yapmadığının farkındaydı. Hafif bir gurur katıyordu bu ona, çok hafif. Ama kesinlikle belli etmiyordu. Ne iş yaptığını bilen yoktu. Herkes, sadece gidiş ve gelişlerini izlerdi. Kimsenin aklına takip etmek gelmedi, nereye gidiyor bunca zamandır diye de kimse sormadı. Diğer ciddi kediler dahi onun kadar önemli bir iş yapmıyordu, hepsinin ortak kanaatiydi bu. Ama hiçbirisi gittiği yerde ne olduğunu merak etmedi. Bir gün bu gidiş gelişler devam ederken, ciddi kedi bildiği ve alıştığı yolda gidip gelirken, olağan bir şekilde normal bir şey olmadı. Her şey anormaldi. Sormak, yine hiçbirinin aklına gelmedi. Normal olay başka bir gün yaşandı. Dengenin ve dik duruşun timsali ciddi kedi, gidip geldiği yolun ıslak…

Psişik Mevzular 9, ” Mutsuzluğun Pratik Tarifi “

Tarifsiz Bi’Mutsuzluk

Etrafımdakiler tarafından şen şakrak, hayat dolu, hayırsever, iyiliksever, hayvansever, doğasever, sanatsever ve güzelsever biri olarak tanınmama karşın genelde, mutsuzum diyerek cevaplandırırım “nasılsın?” ve sairi soru kalıplarını… “ iyiyim, sen? ” in alternatifi yahut “ aykırılık ” olsun  saikiyle verilmiş bi’cevap değildir bu kesinlikle… Olur olmaz gülüşlerime da aldanmamanızı tavsiye ederim. Bendeniz mutsuzluğumun tescilli olduğuna inananlardanımdır söylemesi ayıp. Ayrıca, gerçek cevabı almaktan çok sadece ve sadece sormuş olmanın önemli olduğu bi’dialoğun başlangıcı olan “nasılsın?”  ve sairi soru kalıplarını canımı sıkan ve mutsuzluğumu ikiye katlayan gereksizlikler olduğunu söylersem çok ileri gitmiş olmam herhalde! ” Üstüne varma çocuğun, iyi değil bu aralar! ” cümlesinde ki çocuğum çünkü ben…

-Nasılsın?

-Mutsuzum

-Aaa, neden?

-Sebebi olmak zorunda mı?

-Olur mu öyle şey canım, vardır bir sebebi illa ki?

-Yok bi sebebi…

-Vardır, vardır hadi saklama benden…

-Şu an ki sebep sen olabilir misin acaba?

-Pislik!

-Güle güle, güle güle