İçeriğe geç

İnecek Var! Yazılar

Carga la Tromba Edebiyat !

Kekeme-IV

“Bir sonuca varmadan dağılan binlerce konuşmanın acısı çöktü içine. Ölü doğduğu için, kimsenin içine işlemediği için hemen unutulan binlerce sözün ağırlığını duydu.” İnsanı, aslında hiç olmadığı bir “kendiyle” yüzleştirmeye çalışıyorlar. O vakit “bu, ben değilim” demenin de hiçbir anlamı kalmıyor. Anlamının kalmadığı yerde kapına bırakılmış bu paketi kabul etmeye zorlanıyorsun. Bütün yanlış görmelerin, yanlış telakkilerin yonttuğu bu “kendini”, bütün reddedişlerini de yutarak kabul edince aslında en büyük inkârın kapısından giriyorsun. Bu, benim kaldırabileceğim bir şey değil. Ulaşabildiğin ne kadar çare varsa başvurup hakkını arayanın “çirkinleşmekle” itham edildiği, bütün çareleri tüketirken, kendini de tüketene “psikolojik sorunlardan” bir tanı listesi hazırlandığı insan havuzunda, hiçbir sebep onları ikna etmeyecek. Kelimelerini çoktan almış oluyorlar senden zaten. Zırhladığın göğsünde dinlendirip demlediğin cümlelerin hiçbir kifayeti kalmıyor.…

Kekeme-III

“Açıkça söylenmemiş olanlar, bir saz telinin uzaklarda tınlamasının yankılarında, insana belirli bir şekil çizmeyen seslerde ifade bulurdu” Seni güzel bir resme çizmişler. Yumru yumru elleriyle kalem tutan bir çocuğun beyaz sayfasına. Evinin arkasındaki dağlardan, evinin yanından geçerek giden bir akarsuyun kenarındaki ağacın altındasın. Ağacın gölgesi yok ama belli ki serinlik gelmiş üzerine. Telaş ve yorgunluk kalmamış gözlerinde. Seni yaşlandıran ne varsa, orada yok. Perdeleri, pencerenin alt köşelerine doğru açılmış ferah bir evin var. Yüzünde yüzlerce gülümseme. Gülüyorsun ve resimden çıkan bir el insanın kuru kalbine dokunuyor. Güneşli havada, sanki evin kalbinin attığını gösterir gibi bacadan çıkan duman, gülümseyen bulutlara süzülüyor. Çiçekler toprağı deler gibi çıkmışlar. Çiçeklerin yanında kabuğu özenle çizilmiş bir kaplumbağa. Belli, seni ikindi güneşi aydınlatıyor. Gözükmüyor ama başucunda…

Psişik Mevzular 61, ” Yooo, Hemen İtiraz Etme Bi’düşün! “

Hani güle oynaya kazanan kimseler vardır; gün gelip de biriktirdikleri ellerinden gidince ağlar dururlar ve teselli bulamazlar; işte, bu yatışmak bilmeyen canavar da beni o hale getirmişti. Üzerime geliyor ve beni yavaş yavaş güneşin sustuğu yere doğru itiyordu. Dante Alighieri – İlahi Komedya Frederik ORTANCA. Şehirde doğdu, şehirde büyüdü, şehirde öldü. Şimdilerde ise bilmem ne vilayetinin bilmem ne ilçesine bağlı ata toprağı Ortanca köyünde nefes alıp vermekte. Anlatılsa dahi herhangi bi’duygu değişikliği gerçekleştirmeyecek hikâyelerin ortalamasıyım diye övünen/hayıflanan biri Frederik Ortanca. Neye benzediği hakkında fikir edinmek isteyenler gözlerinin önüne sadece istediğinde kalkıp yürüyebilen bi’sepet getirmeye çalışmalıdır. Frederik’in hayatında beklenmeyene yer yoktu. Ne bi’hayvanın başını okşadı ne de bi’hayvanın saldırısına uğradı; bi’kaç sinek ısırığı saldırıdan sayılmazsa tabbii. Birine kafa atmışlığı da, bi’kıza…

Kekeme-II

“çoğu zaman pek zayıf bir kelimecik, güçsüz omuzlarına taşıyamayacağı yükler yüklenir…” Her şeyden kaçıp geldiğim bu göğü siyah, simsiyah, bu yeri sarı, sapsarı “dünyada”, her satırda aranmaktan yoruluyor insan. Kimseler görmesin diye duvarın arkasında, gizli gizli ve hızlı hızlı sigara içer gibi saklanmaktan, kendimi de koyduğum yeri unuttum. Herkesi ve her şeyi kelimelerle sırlamak kolay. Ben kendimi koyduğum yeri unutmuşken, yine de kendimi bir yerde ele veriyor olacağım ki; oradan birisi, bir kelimeyi kaldırıyor ve işaret parmağını tam alnıma hedefleyerek “işteeee” diye bağırıyor, “işteee oradaaa!” Yalvarıyorum susması için. Bir yandan öfkeyle dişlerimi sıkarken diğer yandan da korkuyorum herkes başıma üşüşecek diye. İşaret parmağını sallarken bağırmaya devam ediyor; “istediğin kadar duvarın arkasında sigara iç, seni tanıyamayacağımızı mı zannettin, duman senin ciğerinden…

Ceket ve Perde

-Başım sıkıştığında, çatıların arasından dağları ararım. “Ben böyle ölmeyeceğim” diye diye… -İnsan ne vakit “ben böyle ölmeyeceğim” dese, aslında istemediği bir ölümün istikametinde gidiyordur Ali. -Bilemiyorum. -İnsan, içten içe bilir aslında -Nasıl yaşamam gerektiğini inan bilmiyorum. Sen biliyor musun sanki? -Çok bir beklentim yok benim yaşamaktan yana. Evleneyim ve iki çocuğum olsun istiyorum. İlki kız olsun. Onu ben büyütürüm. İkincisi ise erkek olsun. Onu da anasıyla ablası büyütsün istiyorum. -Oğlanı neden anneyle ablaya bıraktın? -Baba ile oğul arasında bitmek bilmeyen ve söylenmeyen cümleler olsun istemiyorum. -Nasıl oluyor o? -Erkek çocuğun, babasıyla izah edilemez bir bağ olduğunu düşünürüm hep. Bu belli bir yaşa kadar çocukta, babasına karşı söylenmeyen cümleler olarak kurulur, hep içinden ve içinde babasına hitap eder. Belli bir yaştan…

Karşılaşma

Çakmağı ilk çakışta yakamadı. Hızlı hızlı sallayıp tekrar denedi. Çakmak yine yanmadı. Sırt çantasındaki kibriti çıkardı ve sigarasını onunla yaktı. Derin bir nefes aldı. İşte yine aynı şey oldu. Vazifesini hiç aksatmayan o sebepsiz sıkıntı, her sabah doğan güneş gibi göğüs kafesinde doğdu ve boşluğa kaykılarak oturdu. Dumanı, soğuk havaya var gücüyle üfledi. “Sigarayı ilk içtiğim günden beri yanımda taşıyorum bu sıkıntıyı. Köşe bucak kaçılan kuytuda, bir yandan kibriti yakmaya çalışırken diğer yandan etrafı kolaçan eden lise talebeliğimden kalma tedirginlik, göğsümde bir iz olarak bu yaşıma kadar geldi sanki.” diye düşündü. Sonra bir nefes daha aldı. Gar binası kapısının camında yansıyan yüzüne baktı. “Keşke…” dedi sesli bir şekilde. Dumanı soğuk havaya vurur gibi bir kez daha üfledi. “Keşke…” dedi sadece…

Psişik Mevzular 60, ” Kim Kaldı? “

Bilenler bilir, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu mimarları arasında yer alan İttihadçı kadronun önemli kısmı İstanbul’un Abide-i Hürriyet Tepesi diye anılan bölgesindeki anıt mezarda medfundur. Her ne kadar anıt mezara olan saygısızlık tükenmek nedir bilmeyen İttihadçılar’ın haklı tepki ve ısrarlarıyla azalmış olsa da, tam olarak gereken ihtimam ve taz’im henüz temin edilebilmiş değil. Zaten beyan etmek istediğim husus da bu değil zaten. Yine, bilenler bilir… Bu Yüksek Türklerin medfun bulunduğu anıt mezarın ziyaret saatleri adeta ziyaret edilmesin saikiyle düzenlenmiştir.  Hafta içi çalışanların “mecburen” hafta sonu gidebildikleri anıt mezar yaz kış fark etmeksizin saat:16.00 itibariyle göz kapağı disiplini ile kapanıvermektedir. Beyan etmek istediğim husus bu da değil maalesef. Bi’keresinde saat 16.12 itibariyle anıt mezarın kapısında ancak olabilmiş, ziyaret saati sona erdiği için içeri…