İnenleri Dengeleyen Binenlere Merhaba

İnecek var dediler biz bindik.

Besmele çekmedik. Unuttuk.

Lakin sağ ayakla girdik.

Söyleyecek pek bir şeyim yok kendi namıma. Bazen tek başına yaşadığım evden bazen de üç yanı duvar bir yanı pencere olan iş yerindeki odamdan dünyanın dengesini gözetirim kendi çapımda.

Dünyanın dengesi dediysem  var olan bir denge değil. Önce kurduğum sonra da gözettiğim bir denge.

Küfür ettiğim, ağladığım, sigara yaktığım, güldüğüm, hasret duyduğum bir denge…

Dünyayı kimi zaman açlıktan ölmek üzere olup hastaneye kaldırılanlarla, çok yemekten mide fesadı geçirip hastaneye kaldıranların dengesi üzerine, kimi zaman ise kaloriferli evlerinde soğuktan yakınan bizlerle, dışarıda soğuktan donarak ölen evsizlerin dengesi üzerine kuruyorum.

Utanıyorum…

İş yerinden çıkıyorum. Yalnızım ama içimde elleri yumruk yapılmış büyük bir kalabalık taşıyorum. 21. yüzyılın “tüfek, mikrop ve çelik” i olan “avm” ye giriyorum. Yeni kullar yeni tanrılar. Bütün suçu kapitalizme atıp insanları yükümlülükten kurtaramam. Kafam dağıldı yılbaşı. Yani yeni yıla giriyormuşuz.  Yeni yıl derken adı yeni.

Beşiktaş acılarıyla hala ruhumuzun fiyakası, Barça hala Real’i yeniyor, Filistin eski, Doğu Türkistan’ı hiç açma kimse duymadı zaten, Afrika’da iktisatçılar ekmeği “zorunlu tüketim malı” sınıfından “lüks mal” sınıfına almak istiyorlar. Haksızda sayılmazlar hani…

Kendimi tutamıyorum alıyorum dünyayı oradan koyuyorum Filistin’de çöp bidonunu kendine, kendini de oğluna siper edip kurşunlanan baba-oğul ile oğluyla kadeh tokuşturan baba ve oğlun dengesinin tam üstüne,  Doğu Türkistan’da ölen çocuklarla, bilgisayarda savaş oyunlarıyla eğlenen çocukların dengesi üzerine çarpıyorum dünyayı…

Kızıyorum…

Şimdi bu” avm”lerin dindarı yok, laikliği yok. Mayo, bikini tesettür… Hepsinin kendi çapında mabedi (serbest piyasası), hepsinin kendisine ait  cemaati (tüketicisi) var. Devrimci romantizmiyle anti-kapitalist sloganlar atacak değilim, yanlış anlamayın. Parası kadar Müslüman olduklarını sananlara selam vermeden çıkmayayım “mabed”lerinden dedim…

Dünyayı yeni yıla nefesi açlıktan kokarak girenlerle, alkol kokarak girenlerin dengesi üzerine kuruyorum ama dünyaya  lüks eşyaları hayatının zorunluluğu olarak gören bizlerle, bir parça ekmek ve bir tas çorba kendilerine lüks görülenlerin dengesini de yakıştırıyorum.

Küfür ediyorum…

Efendimiz’in hayatını okudukça her defasında farklı anlamlar çıkarırım. Ama her okuyuşumda değişmeyen tek şey vardır. Mus’ab Bin Umeyr’in ismi geçince her defasında ağlarım. Alırım dünyayı zenginliği bırakıp açlık içindeki Resul’e koşan Musab Bin Umeyr ile “vakko” eşarbıyla müslümanlık taslayanların dengesinin üzerine koyarım, oradan da  Bedir kuyuları ile Uhud dağının dengesi üzerine…

Ağlıyorum

Hz Nuh’un döneminde yaşamayı isterdim. Gemi de olmak ve aşure yapılırken incir katmamaları yalvarırdım onlara. Nuh kavminin bir gemisi vardı yağmura ve sele karşı. Biz titrek ve cılız bir imanla vurmuşuz kayalıklara. Üstümüzden tuzlu dalgalar yükselip alçalıyor. Olsun böyle de mutluyuz. Ama vallahi de özlüyoruz, billahi de özlüyoruz.

Dünyayı olması gerektiği yere, sevap hesabıyla cennet arzulayan bizlerle, cehennemde kendisinden başka kimseye yer olmaması için dua eden Hz. Ebubekir’in dengesinini üzerine kuruyorum,

ardından O’nun adı anıldığında sıkışan kalplerinin üzerine ellerini koyup salavat getiren sahabilerle, O’nun adını anmayan bizlerin dengesine kuruyorum.

Ama yok… Hala eksiğimiz var

Dicle kenarında kurdun kaptığı kuzunun Hz Ömer tarafından sorulan hakkı ile, umursanmayan binlerce mazlumun hakkının dengesini de destek yapıyorum dünyaya…

Özlüyorum…

Ben gittiğim yerlerde zengin kalkışı yapar, konuşurken aklen malül susuşu yapar, yazarken ise elektrikler kesildi izlenimi verir keserim yazıyı. Çaktırmayın ben hep karanlıkta yazarım

Dünyayı bir denge üstünde görmeye ve yazmaya devam edeceğiz.

İnecek var dediler, biz bindik.

Herkes inene kadar biz buradayız.

 

Published: 17 Nisan 2014 | Comments: 0

Biz aslında en iyi sıfırdan başlarız…

sadri

Published: 16 Nisan 2014 | Comments: 0